Wednesday, Nov. 8, 2017

Ulusal kurtuluşların başladığı gün: 23 Nisan

Written By:

|

23 Nisan 2012

|

Posted In:

Ulusal kurtuluşların başladığı gün: 23 Nisan

Ulusal bayramlarımızın en büyüğünü kutluyoruz. Yeni Türkiye Devleti 43 yıl önce bugün kuruldu. 23 Nisan’a “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” diyoruz. Biz, 23 Nisan’a “ULUSAL EGEMENLİK VE ULUSAL KURTULUŞLAR BAYRAMI” adı verilmesini isterdik.

Gerçekten de 23 Nisan 1920, ulusal sınırlarımızı aşan bir oluşun başlangıç tarihidir. TBMM Hükümeti’nin kuruluşu, sultani hükümet biçiminden, halk iradesine dayanan ulusal devlet ve hükümet biçimine bir geçiş, olağan bir iç politika olayı değildir. Ona bu gözle bakanlar, kurtuluş savaşımızın evrensel değerini kavramamışlardır. Kaldı ki, 23 Nisan’a bir iç mesele gözü ile bakılsa da, onu yalnız bir politik olay olarak değerlendirmek, gerçeklere aykırı düşer. Çünkü 23 Nisan, bir biçim değişikliği değil, bir öz değişikliğidir. 23 Nisan’ı hazırlayan olaylar hatırlanırsa, bunun halktan gelen, aşağıdan yukarı bir hareket olduğu ve tarihimizde ilk defa yurtsever aydınlarla halkın el ele verdiği ortaya çıkar.

Fakat 23 Nisan 1920’nin insanlık tarihi bakımından taşıdığı büyük değer, sömürgeci devletlerin kurduğu baskı düzenini alt üst edecek bir oluşumun ilk adımı olmasında gizlidir. TBMM HÜKÜMETİ, EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞAN BİR YARI SÖMÜRGE HALKININ KURDUĞU İLK ULUSAL DEVLETTİR. KURTULUŞ SAVAŞIMIZ DA, EMPERYALİZME KARŞI AÇILAN VE İNSANLIK TARİHİNİN ŞÜPHESİZ DÖNÜM NOKTALARINDAN BİRİNİ TEŞKİL EDEN, ZİNCİRLEME KURTULUŞ SAVAŞLARININ BİRİNCİSİDİR.

Bizim kurtuluş savaşımıza gelene kadar, ulusal direnişçiler ya bir “varsal”lıktan kopma ya da despot bir kralı devirme biçimindeki politik amaçlı ve her halde kapitalist sistemin mantığı içinde kalan, asla ona karşı geliş karakteri taşımayan hareketler olmaktan geri gitmemiştir.

Ulusal kurtuluş hareketlerinin evrensel bir karakter kazandığını, sömürgeciliğin tasfiyesini amaç bilen, halktan gelme, halkların yürüttüğü bir savaş biçimini alması için 23 Nisan 1920’yi beklemek gerekmişti.

Bu, elbette bir tesadüf değildir. Osmanlı devletinin en az 150 yıldır bir yarı sömürge durumuna düşmüş olması, emperyalist kuvvetler hesabına sürüklendiğimiz I. Dünya savaşından yenik çıkmamız, büsbütün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmamız gibi olaylar, ulus olarak varlığımız korumak, ulusal bağımsızlığa kavuşmak konusunda halkımızı bilince kavuşturmuştur.

Ve bütün bu oluşlar emperyalizm zincirinin Türkiye’den geçen halkasını hemen koparacak kadar zayıflatmıştır. Ama ne olursa olsun bu halkayı ilk kopartmanın ve birbirini izleyen öteki kopuşlara yol açmanın paha biçilmez şerefi Türk halkına ve onun ölümsüz başkomutanı Gazi Mustafa Kemal’e, Büyük Atatürk’e ve Kuvay-ı Milliyeci Aydınlar Kadrosu’na aittir.

Gerçekten de Ulusal Kurtuluş Savaşımızın yöneticileri işin ta başından beri politik amaçların ötesinde ekonomik, sosyal ve kültürel amaçlar gütmüşler, toplumun temel yapısını değiştirmek kararı ile hareket etmişlerdir.

TBMM Hükümeti anayurdu düşman işgalinden kurtarmak, misak-ı milli sınırları içinde ulusal bağımsızlığa kavuşmak için savaşırken aynı zamanda yeni devletin bir halk devleti olduğunu ve bu niteliği ile toplumun temel yapısında köklü değişimlere girişileceğini açıklıyor ve ulusal kurtuluş savaşımızı belli bir sisteme karşı yürüttüğünü, evrensel karakterde olduğunu kuvvetle belirtiyordu.

Birinci Büyük Millet Meclisinin 2 Kasım 1920 günlü bildirisinden alınmış aşağıdaki satırlar bunu açıkça ortaya koymaktadır:

“TBMM, MİLLİ HUDUTLAR DAHİLİNDE HAYAT VE İSTİKLALİ TEMİN AHDİYLE TEŞEKKÜL ETMİŞTİR.BİNAENALEYH HAYAT VE İSTİKLALİNİ YEGANE VE MUKADDES EMEL BİLDİĞİ TÜRKİYE HALKINI EMPERYALİZM VE KAPİTALİZM TAHAKKÜM VE ZULMÜNDEN KURTARARAK İRADE VE HAKİMİYETİNİN SAHİBİ KILMAKLA GAYESİNE VASIL OLACAĞI KANAATİNDEDİR.

TBMM, MİLLETİN HAYAT VE İSTİKLALİNE KASTEDEN EMPERYALİST VE KAPİTALİST DÜŞMANLARIN TECAVÜZÜNE KARŞI MÜDAFA VE BU MAKSADA MÜNAFİ HAREKET EDENLERİ TEDİP AZMİYLE, MÜESSES BİR ORDUYA SAHİPTİR.

TBMM, HALKIN ÖTEDEN BERİ MARUZ BULUNDUĞU, SEFALET SEBEPLERİNİ YENİ VESAİT VE TEŞKİLAT İLE KALDIRARAK YERİNE REFAH VE SAADET İKAME ETMEYİ BAŞLICA HEDEFİ BİLİR. BİNAENALEYH TOPRAK, ADLİYE, MALİYE, İKTİSAT VE EVKAF İŞLERİNDE VE DİĞER MESAİLDE İÇTİMAİ UHUVVET VE TEAVÜNÜ (SOSYAL KARDEŞLİK VE YARDIMLAŞMAYI) HAKİM KILARAK, HALKIN İHTİYACINA GÖRE, TECEDDÜDAT (YENİLİKLER) VE TESİSATI VÜCUDE GETİRMEYE ÇALIŞACAKTIR.”

Beri yandan halkımız da ilk defa KENDİSİ İÇİN DÖĞÜŞTÜĞÜNÜ duyarak savaşmaktaydı. DÜŞMAN ORDULARININ GERİSİNDE BİR BAŞKA DÜŞMANA, yüzyıllardır kanını emen bir görünmez düşmana, bir sisteme, sömürücülüğe, sömürgeciliğe karşı savaştığını halkımız sezinliyordu. Atatürk aşağıda aldığımız şu sözlerle, halkın bu sezgisine tercüman olmuştur:

“BİZ;

HAYATINI, İSTİKLALİNİ KORUMAK İÇİN ÇALIŞAN ERBABI SA’YIZ (EMEKÇİLERİZ),

ZAVALLI BİR HALKIZ.

MAHİYETİMİZİ BİLELİM.

KURTULMAK,

YAŞAMAK İÇİN ÇALIŞAN VE

ÇALIŞMAYA MECBUR BİR HALKIZ!…

YOKSA AYAKÜSTÜ YATMAK VE

HAYATINA SA’YDAN MUARRA GEÇİRMEK İSTEYEN (ÇALIŞMADAN YAŞAMAK İSTEYEN) İNSANLARIN

BİZİM HEYETİ İÇTİMAİYEMİZ İÇERİSİNDE YERİ YOKTUR,

HAKKI YOKTUR!

HALKÇILIK,

NİZAMI İÇTİMAİSİNİ SA’YİNE (EMEĞİNE), HUKUKUNA İSTİNAD ETTİRMEK İSTEYEN BİR MESLEKİ İÇTİMAİDİR…

BİZİ MAHVETMEK İSTEYEN EMPERYALİZME KARŞI VE

BİZİ YUTMAK İSTEYEN KAPİTALİZME KARŞI HEYETİ MİLLİYECE MÜCADELEYİ CAİZ GÖREN BİR MESLEĞİ TAKİP EDEN İNSANLARIZ.”

Kurtuluş Savaşımız, insanlık tarihinde yeni bir yaprak açmıştır. Ulusal kurtuluş savaşımızın dünya ölçüsündeki etkilerini ve sömürge halkları için taşıdığı büyük değeri, hayret edilecek bir uzak görürlülükle, Atatürk zaferden hemen sonra, 1 Eylül 1924’te, DUMLUPINAR MEHMETÇİK ANITI önündeki konuşmasında şöyle belirtmişti:

“TARİHİMİZ BİRÇOK BÜYÜK VE PARLAK ZAFERLERLE DOLUDUR. FAKAT TÜRK MİLLETİNİN BURADA İHRAZ ETTİĞİ ZAFER KADAR NETİCE-İ KAT’İYETLİ VE BÜTÜN TARİHE, YALNIZ BİZİM TARİHİMİZE DEĞİL, CİHAN TARİHİNE YENİ BİR CEREYAN VERMEKTE KAT’İ TESİRLİ BİR MEYDAN MUHAREBESİ HATIRLAMIYORUZ.”

Atatürk’ün:

“CİHAN TARİHİNE YENİ CEREYAN VERMEKTE”

Sözleri ile, sömürge halklarının bugün şahit olduğumuz zincirleme kurtuluş hareketlerini kastettiği şüphesizdir. Yalnız şu da var ki, 23 Nisan’ın 43. Yıldönümünde, köylüsü ve kentlisiyle emekçi halkımız “ÖTEDEN BERİ MARUZ BULUNDUĞU SEFALET”  ve cehalet içinde yaşamaya devam ettiğine göre başka halklara ışık tutan ve onun kanıyla kazanılan kurtuluş savaşı, halkımıza beklediği hayat şartlarını getirmemiştir. Toplumumuzun temel yapısında bir nitelik değişikliği, hiç değilse bizi tam bağımsızlığa kavuşturacak yönde bir nitelik değişikliği olmamıştır.

Şu halde KURTULUŞ SAVAŞIMIZ, I. BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN YUKARIDAKİ BİLDİRİDE BELİRTİLEN AMAÇLARINA KAVUŞMAMIŞTIR.

Kurtuluş yolunu yeniden aradığımız şu günlerde bunun nedenlerini, ilk çizilen yoldan niçin, nasıl ayrıldığımızı, bilimsel değerde incelemelerle bir an önce ortaya koymamız gerekiyor.

Mehmet Ali Aybar – 1963

Bir önceki yazımız olan Atatürk ve Cumhuriyet'imiz başlıklı makalemizde Atatürk Devrimleri, atatürk ve cumhuriyet ve mustafa kemal atatürk hakkında bilgiler verilmektedir.

Share This Article

Related News

Pakistan’lı Din Alimi Muhammed İkbal’in Atatürk Sevgisi
Atatürk Amerika’daki Bir Üniversitede Ders Oldu
Sabiha Özar Atatürk’ü Anlattı

About Author

admin

Mustafa Kemal Atatürk'e gönülden ve akıldan bağlı bir grup genciz. Amaçlarımız arasında yüce Atatürk'ün gerçek varlığının ortaya çıkması ve Atatürk'ün Türk Milleti tarafından daha iyi tanınmasını sağlamaktır. Yolumuz Kemal Atatürk'ün yolu,ışığımız rehberimiz varlık sebebimiz O'dur.

Leave A Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*