Wednesday, Nov. 8, 2017

Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı kendi ağzından

Written By:

|

27 Şubat 2012

|

Posted In:

Mustafa Kemal Atatürk’ün Hayatı kendi ağzından

Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatını anlatan  “GAZİ’NİN DOĞUŞU”  adlı kitapta okuduğum ve beni çok etkileyen aşağıdaki sözleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk‘ün mazlum milletlere  bıraktığı “Ya İstiklâl Ya Ölüm”  düşüncesi Asya’dan,Afrika’ya,Amerika’dan Hindistan’a kadar yayılmış durumda.  Atatürk’ün başlattığı “Kurtuluş Savaşı” mücadelesine destek veren birçok ülke bugün ne yazık ki hâlâ İngiliz,Amerikan sömürüsü altında ve bu ülkelerin halkları bu emperyalistlerin kıskacında kendilerine biçilen hayatları yaşamak durumundalar.

Atatürk’ün şu vecize sözü :” Bağımsızlık benim karakterimdir.”    Atatürk Türkiye’sinin nasıl bir temele dayandığını göstermektedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün  ölmez ruhunu şükran ve minnetle selamlar,tazizi önünde saygıyla eğilirim.

Marmara’nın suyu biter ancak Mustafa Kemal Atatürk tükenmez bitmez.

 “Onun doğuşu Asya’nın ve dolayısiyle dünyanın en bü­yük olayıdır.

İzmir zaferi Asya’nın köle Afrika derecesine indirile­meyeceğinin kesin bir dille açıklanmasıdır. Ateşkese denk düşen günlerde boğazlanmaya uğraşılan arkdaşlarım safla­rında yerimi işgal etmek için Kafkasya’da bulunuyordum. Bu münasebetle Asya’yı kuzeyden güneye kateylemek zorunda kaldım. Asya ayağımın altında büyük bir ölüm halinde seril­miş gibiydi. Değil mamureleri, harabeleri bile harab olmuş­tu. Asya ölüyordu ve dünya, iki kıtaya -Avrupa ve rakibi Amerika’ya- tenezzül ediyordu.”

Gazi doğdu, Asya kurtuldu. Ölü kıta ve 750 milyon in­san onun güzel nefesiyle canlandı ve kötü kokmuş topraklar derin bir nefes aldı.

Zaferimizden sonra yayınladığım zafer kitabelerinde de söylediğim gibi Gazi’ye İran’da idealist, Çin’de güzel insan, Hindistan’da tanrı diye tapıyorlardı.”

YouTube Preview Image

Anıtkabir’de tanıştığım Emekli Albay Gülcemal Karakoç’un  Atatürk Sevgisi şiirlerine yansımış. 76 yaşında ama gençlere taş çıkartır !.. Ağzına yüreğine sağlık…

GAZİ’NİN  HAYATI

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşka­nı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK 1881 de Selânik’te doğ­du. Asıl adı Mustafa’dır. Babası, Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanımdır. Babası Selanik vakıf yazmanlığında ve gümrük memurluğunda, 1876’da da Selânik Asakir-i Milliye Taburunda birinci teğmen olarak bulunmuştu. Daha sonra memurluktan ayrılarak kereste ticaretiyle meşgul olmuştur. Mustafa, küçük yaşta iken babasını kaybetti, yetim kaldı. Kendisini annesi Zübeyde Hanım yetiştirdi. Mustafa ilköğrenimini Selânik’te “Şemsi Efendi Mektebi’nde yaptı. Bu okul yeni usulde öğretim yapmak üzere Selânik’te açılmış ilk özel okuldu.

Şimdi, Büyük Gazi’nin çocukluğuna ve okul hayatına ait hâtıralarını kendi ağzından dinleyelim:

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÇOCUKLUĞU, OKUL HAYATI

“Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe gitmek meselesine aittir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir mücadele vardı. Annem, İlahîlerle mektebe başlamamı ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Rüsumatta memur olan babam, o zaman yeni açı­lan Şemsi Efendi Mektebine devam etmeme, yeni usul üzerine okumama taraftardı. Nihayet babam işi mahirane surette halletti:

“Evvelâ, merasimi mûtade ile mahalle mektebine başladım. Bu suretle annemin gönlü yapılmış oldu. Bir­kaç gün sonra da mahalle mektebinden çıktım, Şemsi Efendinin Mektebine kaydedildim.

“Az zaman sonra babam vefat etti. Annemle bera­ber dayımın nezdine yerleştik. Dayım köy hayatı geçiri­yordu. Ben de bu hayata karıştım. Bana da vazifeler ve­riyor, ben de bunları yapıyordum.

“Başlıca vazife tarla bekçiliği idi. Kardeşimle bera­ber bakla tarlasının ortasındaki bir kulubede oturduğu­muzu ve kargaları kovmakla uğraştığımızı unutamam. Çiftlik hayatının diğer işlerine de karışıyordum; böylece biraz vakit geçince annem, benim mektepsiz kaldığım için endişeye başladı. Nihayet Selânik’te bulunan teyze­min evine gitmeme ve mektebe devam etmeme karar ve­rildi. Selânik’te Mülkiye İdadisine kaydolundum.

“Mektepte Kaymak Hafız isminde bir hoca vardı. Bir gün sınıfımızda ders verirken ber diğer bir çocukla kavga ettim. Çok gürültü oldu. Hoca beni yakaladı, çok dövdü, bütün vücudum kan içinde kaldı. Büyükvalidem artık mektepte okumama aleyhtardı. Beni derhal mek­tepten çıkardı.

Çocukluğuma ait ilk anım, okula gitmek sorununa ilişkindir. Bu nedenle annemle babam arasında şiddetli bir mücadele vardı. Annem ilahilerle okula başlamamı ve ma­halle okuluna gitmemi istiyordu. Gümrükte memur olan ba­bam, o zaman yeni açılan Şemsi Efendi Okuluna devam et­memi, yeni yöntemle okumamı istiyordu. Sonunda babam işi ustaca çözdü:

“Önce her zaman yapılagelen tören ve ilahilerle ma­halle okuluna başladım. Bu yolla annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalledeki okuldan çıktım, Şemsi Efendi Okuluna kaydedildim.

Az zaman sonra babam öldü. Annemle beraber dayımın yanına yerleştik. Dayım köy hayatı yaşıyordu. Ben de bu ha­yata alıştım. Bana da görevler veriyor, ben de bunları yapı­yordum.

Başlıca görev tarla bekçiliği idi. Kardeşimle beraber bakla tarlasının ortasındaki bir kulubede oturduğumuzu ve kargaları kovmakla uğraştığımızı anımsarım. Çiftlik hayatı­nın diğer işleriyle de uğraşıyordum; böylece biraz zaman ge­çince annem benim okulsuz kalmamdan endişe etti. Nihayet Selanik’te bulunan teyzemin evine gitmeme ve okula devam etmeme karar verildi. Selanik’te normal liseye kaydoldum.

Okulda Kaymak Hafız isminde bir hoca vardı. Bir gün sınıfımızda ders verirken ben diğer bir çocukla kavga ettim. Çok gürültü oldu. Hoca beni yakaladı, çok dövdü, bütün vü­cudum kan içinde kaldı. Büyükannem artık okulda okumama karşıydı. Beni derhal okuldan çıkardı.

 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ASKERLİK MERAKI

“Binbaşı Kadri Bey isminde bir komşumuz vardı. Oğlu Ahmet Bey, Askerî Rüştiyesine devam ediyor ve mektep elbisesi giyiyordu. Onu gördükçe ben de böyle el­bise giymeye hevesleniyordum. Sonra sokaklarda zâbit- ler görüyordum. Bu dereceye vâsıl olmak için takib edil­mesi lâzım gelen yolun Askeri Rüştiyesine girmek oldu­ğunu anlıyordum.

“O sırada annem Selâniğe gelmişti. Askerî Rüştiye­sine girmek istediğimi söyledim. Validem askerlikten mü- tehaşi idi. Asker olmama şiddetle karşı çıkıyordu. Ona sezdirmeden Askeri Rüştiyesine giderek kabul imtihanı verdim. Böylece valideye karşı bir emri vakii ihdas edil­miş oldu. (1893)

Binbaşı Kadri Bey isminde bir komşumuz vardı. Oğlu Ahmet Bey, Askeri Ortaokula devam ediyor ve üniforma gi­yiyordu. Onu gördükçe böyle elbise giymeye özeniyordum.

Sonra sokaklarda subaylar görüyordum. Onlar gibi olabilmek için yapılması gerekenin önce Askeri Ortaokula girmek olduğunu anlıyordum.

O sırada annem Selanik’ e gelmişti. Askeri Okula gir­mek istediğimi söyledim. Annem askerlikten korkardı. Asker olmama şiddetle karşı çıkıyordu. Ona hissettirmeden Askeri Okula giderek kabul sınavı verdim. Böylece, anneme karşı bir emri vaki yapmış oldum. (1893)

 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN MATEMATİK MERAKI

“Rüştiyede en çok riyaziyeye merak sardım. Az ma­manda bize bu dersi veren hocalar kadar, belki daha i yade malûmat sahibi oldum. Derslerin fevkinde mesel lerle iştigal ediyordum, tahrirî sualler yazıyordum. Riya ziye muallimi de tahriren cevap veriyordu.

“Askeri Ortaokulda en çok matematik dersine ilgi duy­dum. Kısa sürede, bize bu dersi veren öğretmen kadar, belki daha fazla bilgi sahibi oldum. Derslerin üstünde ve ilerisin­deki problemlerle uğraşıyordum, yazılı sorular yazıyordum. Matematik öğretmeni de yazılı yanıt veriyordu.

MUSTAFA KEMAL ADININ VERİLMESİ

“Hocamın ismi Mustafa idi, bir gün bana dedi ki: “Oğlum, senin de ismin Mustafa, benim de. Bu böy­le olmayacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın (Mustafa Kemal) olsun. O zamandan beri ismim fil­hakika (Mustafa Kemal) oldu.

“Hoca sert bir adamdı. Sınıfta birinci, ikinci tanımı­yordu. Bir gün bize:

“— Aranızda kendine kimler güveniyorsa kalksın­lar, onları müzakereci yapacağım… dedi.

“Evvela tereddütettim. Ayağa öyleleri kalktı ki ben kalkmamağı tercih ettim. Bunlardan birinin müzakeresi altına girdim, müzakerenin ortasında tahammülüm son dereceye geldi. Ayağa kalkarak:

“— Ben bundan iyi yaparım, dedim, bunun üzerine hoca beni müzakereci yaptı. Eski müzakereciyi benim müzakerem altına verdi. Askerî Rüştiyesini ikmal ettiğim zaman riyaziye merakı epeyce ilerlemişti.”

“Öğretmenimin ismi Mustafa idi, bir gün bana dedi ki: — Oğlum, senin de ismin Mustafa, benim de. Bu böyle karışıklığa neden olacak, arada bir fark bulunmalı. Bundan sonra adın (Mustafa Kemal) olsun. O zamandan beri ismim gerçekten (Mustafa Kemal) oldu.”

“Öğretmen sert bir insandı. Sınıfta birinci, ikinci tanı­mıyordu. Bir gün bize:

“ — Aranızda kendine kimler güveniyorlarsa kalksın­lar, onları tartışmacı yapacağım”… dedi.

“Önce tereddüt ettim. Ayağa öyleleri kalktı ki ben kalk­mamayı seçtim. Bunlardan birinin başkanlığındaki ekipte görev aldım, ancak tartışmanın ortasında tahammül edeme­yerek ayağa kalktım:

“ —Ben bu arkadaştan daha iyi yaparım, dedim. Bu­nun üzerine öğretmen beni tartışmacı yaptı. Eski tartışmacı­yı benim başkanlığımdaki ekibe verdi. Askeri Ortaokulu bi­tirdiğim zaman matematik merakı epeyce ilerlemişti.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN FRANSIZCA MERAKI

“Manastır Askerî İdadisinde riyaziye pek kolay de­ğildi. Bununla meşgul olmaya devam ettim. Fakat Fran- sızcada geri idim. Muallim benim ile çok meşgul oluyor, acı ihtarlarda bulunuyordu; bu ihtarlar benim çok gücü­me gitti, ilk tatil zamanında çare aradım; iki, üç ay gizli­ce Frerler Mektebinin hususi sınıfına devam ettim. Böy­lece mektep derslerine nispeten fazla derecede Fransızca öğrendim.”

“Manastır Askeri Lisesi’nde matematik pek kolay de­ğildi. Bununla uğraşmaya devam ettim. Fakat Fransızcam geriydi. Öğretmen benimle çok ilgileniyor, acı ihtarlarda bu­lunuyordu; bu ihtarlar benim çok zoruma gitti, ilk tatil döne­minde çare aradım; iki, üç ay gizlice Frerler Okulu’nun özel sınıfına devam ettim. Böylece okul derslerine göre daha faz­la Fransızca öğrendim.’’

  MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN EDEBİYAT MERAKI

O zamana kadar edebiyatla çok temasım yoktu, mer­hum Ömer Naci, Bursa İdadisi’nden kovulmuş; bizim sını­fa gelmişti; daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arkadaşımın kitaplarımdan hiçbirini beğenmemesi gü­cüme gitti. Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğuna o zaman muttali oldum ve ona çalışmaya başladım.

“Şiir bana cazip göründü. Fakat kitabet hocası diye yeni gelen bir zat beni şiirle iştigalden menetti:

“ — Bu tarzı iştigal seni asker olmaktan uzaklaştı­rır, dedi.

“Maahaza güzel yazmak hevesi bende baki kaldı.”

“O döneme kadar edebiyatla ilgilenmemiştim, merhum Ömer Naci, Bursa Lisesi’nden kovulmuş; bizim sınıfa gel­mişti; daha o zaman şairdi. Benden okuyacak kitap istedi. Bütün kitaplarımı gösterdim. Hiçbirini beğenmedi. Bir arka­daşımın kitaplarımdan birini bile beğenmemesi zoruma gitti. Şiir ve edebiyat diye bir şey olduğunu o zaman fark ettim ve çalışmaya başladım.

“Şiir bana cazip göründü. Ancak okuma öğretmeni di­ye yeni gelen bir kişi bana şiirle ilgilenmeyi yasakladı:

“ —- Bu uğraş biçimi seni asker olmaktan uzaklaştırır” dedi. Bununla beraber güzel yazı yazmak her zaman ilgimi çek­ti.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK HARB OKULUNDA

Manastır Askerî Lisesini başarı ile bitiren Mustafa Ke­mal, İstanbul’a giderek Harb Okulunun piyade sınıfına kayıt oldu. (13 Mart 1899).

Gazi diyor ki:

“İdadide iken muannidane bir surette çalışıyorduk. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı. Nihayet İdadiyi bitirdim. Harbiye’ye geçtim, burada da riyaziye merakı devam ediyordu. Birinci sınıf­ta saf gençlik hayâllerine tutuldum. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğinin farkında olmadım. Ancak ders­ler kesilince kitaplara sarıldım.

“İkinci sınıfa geçtikten sonra askerlik derslerine merak sardım. Şiir yazmak hakkında, idadi hocasının vaz’ettiği memnuiyeti unutmuyordum. Fakat güzel söyle­mek ve yazmak hevesi baki idi.

“Teneffüs zamanlarında hitabet talimleri yapıyor­duk, saati ellerimize alıyor;

“ — Bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben söy­leyeceğim… diye müsabaka ve münakaşalar tertip edi­yorduk.”

“Lisede iken inatçı bir şekilde çalışıyorduk. Sınıfta bi­rinci, ikinci olmak için hepimizde büyük bir gayret vardı. So­nunda liseyi bitirdim. Harbiyeye geçtim, burada da matema­tik merakı devam ediyordu. Birinci sınıfta saf gençlik hayal­lerine kapıldım. Dersleri ihmal ettim. Senenin nasıl geçtiğini fark etmedim. Ancak dersler bitince kitaplara sarıldım.

“ikinci sınıfa geçtikten sonra askerlik derslerine ilgim daha çok arttı. Şiir yazmak hakkında, lisedeki okuma öğret­menimin koyduğu yasağı unutmuyordum. Fakat güzel konuş­mak ve güzel yazmak hevesim devam etti.

“Teneffüs zamanlarında güzel konuşma çalışmaları ya­pıyorduk, saatimizi elimize alıyor;

“ — Bu kadar dakika sen, bu kadar dakika ben konuş­ma yapacağım… diye yarışma ve tartışmalar düzenliyorduk.

 

GAZİ’NİN HAYATI / NACİ KASIM

Bir önceki yazımız olan Kemal Atatürk (1881-1938) başlıklı makalemizde atatürkün hayatı, kemal atatürk ve kemal ataturks life hakkında bilgiler verilmektedir.

Share This Article

Related News

ATATÜRK’ün Ailesi
Atatürk’ün Ölümü-Atatürk Nerede Öldü?
Atatürk’ün Yaşamı Ve Üstün Kişiliği

About Author

admin

Mustafa Kemal Atatürk'e gönülden ve akıldan bağlı bir grup genciz. Amaçlarımız arasında yüce Atatürk'ün gerçek varlığının ortaya çıkması ve Atatürk'ün Türk Milleti tarafından daha iyi tanınmasını sağlamaktır. Yolumuz Kemal Atatürk'ün yolu,ışığımız rehberimiz varlık sebebimiz O'dur.

(1) Reader Comment

  1. ceylan
    05 Kasım 2013 at 20:36

    çok güzl salun...........................................................................

Leave A Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*