Wednesday, Nov. 8, 2017

Kemalizmin Doğuşu:Kemalizm Devrimi

Written By:

|

28 Şubat 2012

|

Posted In:

Kemalizmin Doğuşu:Kemalizm Devrimi

Kemalizm, hiç kuşkusuz, bir diriliş ve yenileşme ey­lemidir. Fakat, on iki yıllık bir dönem içinde, Türkiye’de olan büyük değişiklikleri, ihtilal “révolution” deyimiyle tanımlamak daha doğru olur. Bununla birlikte, değişik biçimlerde ihtilallerin var olduğunu da unutmamak gerektir. Genellik­le, yapısı ne olursa olsun ihtilal, kargaşalıklar, patırtılar ve çeşit çeşit ayaklanma eylemleriyle birlikte olur.Tarihin kay­dettiği ihtilallerin hemen tümünde, Dünya Savaşından beri olagelmekte bulunan bütün ihtilallerde, bunun böyle ol­duğunu görüyoruz.

Gerçekte, deyimin etimolojik anlamı da toplumsal düzende büyük bir değişiklik, tüm kurulu disiplin­lerde bir karmakarışıklığı anlatır. Reynolds’un(3) çok güzel bir tanımı, ihtilal (révolution), Latince, kalkış noktasına geri dönüş anlamına gelen “revolvere” sözcüğünden alınmıştır. Hyppolite Taine der ki: “Toplumsal bir akımın veya derin bir ekonomik bunalımın şiddetli etkisi altında, belirli bir nokta­da, bir hükümet darbesi veya pronunciamento olur. Top­luma egemen olan ahlaki yasalar ve kurallar yıkılır, ‘doğrudan anarşi’ dönemi başlar.

Bu doğrudan (doğal) anarşi dönemi içinde, insanların, daha doğrusu halk kitle­sinin gizli duran doğal içgüdüleri, kan içicilik, yıkıcılık eğilimleri, yakmak, öldürmek, yemek ve açgözlülüğünü do­yurmak duygulan depreşir. Bu doğal içgüdüler öncesizdir. Bunlar her insanın kanında, en yüksek uygarlık topluluğun­da yaşayan, en ince kültürlü insanlarda bile vardır.” Bismarck “her ulus gizli gizli kaynayan bir ihtilal durumun­dadır. Bu ihtilal, bazı etkenlerin etkisiyle patlar ve yüzeye çıkar” derdi, ihtilal, düzeni yıkıma uğratır, konulmuş yasaları ve toplumsal disiplinleri yıkar ve konuşan hayvan, geçici bir özgürlüğe kavuşur, işte insan böylece ilkel durumuna, kalkış noktasına geri dönmüş olur. Tümümüzün, içimizde taşıdığı­mız vahşet durumuna dönmek olasılığı bir gerçek olur.

Bu vahşi yaratığın uyanışına örnek vermeğe gerek var mı? İhtilal sarsıntılarına kurban giden yüz binlerce insanın bu sonunu anımsatmaya ne gerek var? Bunu anlamak için, gözlerimizin önünde olagelen çeşitli ihtilal eylemlerinden başarılı olanlara ve olmayanlara şöyle bir göz gezdirmek yeterlidir.

Kemalizm hareketinde ise, buna benzer hiçbir durum bulunmadığı apaçıktır. O eylemde vahşet durumuna geri dönmek veya doğrudan anarşi dönemlerinden hiçbiri  Görülmemiştir. Her ihtilal eyleminde olduğu gibi, yasa, hiçbir zaman kesintiye ve durmaya uğramamıştır. Gerçekten de Kemalizm diriliş döneminde Çerkeş Ethem ve adamlarının isyanı, Kürt ayaklanışı ve benzerleri gibi birçok önemli olaylar olmuştur. Fakat bunlar Kemalist ihtilalin dışında kalan olaylardır. Devrim ve yenileşme eylemi, ona benzer ihtimallerde olduğu gibi özünde Türk ulusuna, sayısız kurbanlara ve kıygınlara (mazlumlara) malolmuş değildir.

Bu dingin ve barışçı biçimine karşın, Kemalist ihtilal, vihte iz bırakmış pek çok ihtilallerden daha derin bir nitelik taşımaktadır. Türkiye’de Doğu kültürü yerine Batı kültürünu kurmuş, softa anlayışı yerine çağdaş anlayışı getirmiş ve şeriat anlayışının söndürdüğü ulusal bilinci, ulusun ruhunda uyandırmıştır. Paul Gentizon, “Mustafa Kemal, ou l’Orient en marche” adlı yapıtında, Türk ihtilalinin derin anlamlı niteliğini şu sözlerle çok güzel tanımlamıştır:

Özetle, 1922’den 1928’e değin, Türkiye’de ola olaylara benzer bir şey bütün dünyada olmuş değildir, deyim  yerindeyse, bütün bir ulus derisini değiştirmiştir.”

Bu noktadan söz ederken, Kemalizm’in yapıtları üzerinde konferans verdiğim Avrupa başkentlerinden birin­  de, diplomatik temsilcimizle aramızda geçen bir konuşma­yı şurada ister istemez anımsadım. Bu konferans sırasında, bir benzetme yapmış ve Türk ulusunun doğululuktan batılı­lığa, İstanbul’da Asya kıyısından Avrupa kıyısına geçildiği ölçüde kolaylıkla geçtiğini ve uzun yüzyıllardan beri kökle­şen Doğu anlayışı yerine, çok kısa bir zaman içinde Batı anlayışını geçirdiğini söylemiştim.

İnce zekâlı ve aydın bir kişi olan diplomatımız, ya­bancıların bu gibi sözleri kuşku ve ikircilikle karşılamaların­dan korktuğunu bana söylemekten kendini alamadı. Ger­çekten de, bir ulusun çok kısa bir zaman içinde Gentizon‘un deyişiyle “derisini değiştirdiğini” öne sürmek, mucizeden söz etmek demek olur; bu yüzyılda ise mucize­ye inanan yoktur.

Fakat, bilmeyenler inanmayacaklar diye, apaçık olanı yadsıyalım mı? Var olan olguları ve gerçekleri gizleyelim mi?

Yapılması gereken bir şey varsa o da, bunları açıklamak ve görünüşte mucize sanılan bütün bu olayların gerçekte, ulusun ruhunda, Türk çevresinde, gizli biçimde var olan ve deyim yerindeyse, çıplak gözle görülemeyen birtakım toplumsal ve ruhsal etkenlerin doğal sonucundan başka bir şey olmadığını kanıtlamaktır.

Şu durumda, Türkiye’de on iki yıllık bir dönem içinde oluşan ve görünüşte mucizeye çok benzeyen bu durum, sonuç olarak, bitkisel ve hayvansal bir yaratığın, gelişme döneminde, bir biçimden bir başka biçime geçmesi türünden biyolojik bir olayın tıpkısıdır. O yaratığın geçirdiği çeşitli başkalaşımlarla mucizenin hiçbir ilgisi yoktur. Sorun, o hayvanda, gizli biçimde var olan biyolojik etkenlerin doğal gelişiminden başka değildir.

Gerçekte, Atatürk‘ün kendisi, söylevlerinde, gerek kendisini, gerek Partisinin gerçekleşmesine çalıştıkları dü- şüncelerin ve ilkelerin, Türk ulusunun ülkü ve ereklerinin özü olduğunu, değişik biçimlerde her zaman anlatmak istemiş­te. Onun en büyük üstünlüğü, ulusun gerçek ereklerinin, ulusal ruhun gerçek düşüncelerinin ve aynı zamanda, için­den sıyrılmak, kurtulmak gereken yabancı sızıntıların neler­den oluştuğunu anlamış olmasıdır. Ulus, bir tek insan gibi onun ardından yürümüştür; çünkü o, ulusta gizli bir biçimde “var olan ulusal erekleri gerçekleştirmekten başka bir şey yapmış değildir.

Kemalist ihtilali en iyi tanımlayan, yine onun yapıcısı olan Atatürk’ün kendisidir. Ankara Hukuk Fakültesinin açılış Breni nedeniyle verdiği bir söylevde, kendi yapıtı olan devrimin üstün niteliklerini şu sözlerle anlatmıştır:

“Türk devrimi (inkılabı) nedir? Bu devrim sözcüğü­nün ilk anda çağrıştırdığı ihtilal anlamındanbaşka ondan daha geniş bir dönüşümü anlatmaktadır. Ulusun, varlığını sürdürmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ yüzyıllardan beri gelen biçim ve niteliğini değiştirmiş, yani ulus, dinsel ve mezhepsel bağ yerine Türk ulusallığı bağı ile bireylerini toplamıştır… Eğer yalnız altı yıl önceki anılarınızı yollarsanız devletin biçimine, ulus bireylerinin ortak bağında qüce dayanak olacak uygarlık yolunun izlenmesinde sonuç olarak bütün örgütlenmesini ve gereksinmesini dayandırdığı hükümler bakış açısından büsbütün başka temeller üzerinde bulunduğumuzu anımsarsınız.

Altı yıl içinde büyük ulusumuzun yaşam sürecinde oluşturduğu bu değişimler herhangi bir ihtilalden çok fazla, çok yüksek olan görkemli devrimlerdendir.

Çok ulusların kurtuluş ve yükseliş savaşımlarında öfkeli oldukları görülmüştür. Fakat bu öfke Türk ulusunun bi­linçli öfkesine benzemez.”

Atatürk “bilinçli öfke” deyimiyle şunu belirtmek istemiştir ki, Türk devrim (inkılâp) ve ihtilalinde öteki ihtilallerin hemen tümünde görüldüğü gibi vahşi ve hayvansal içgüdülerin uyanması veya ayaklanması gibi bir oluş ve durum görülmemiştir.

Bir önceki yazımız olan Atatürk düşmanları Atatürk'e kızmakta haklılar! başlıklı makalemizde atatürk makaleleri hakkında bilgiler verilmektedir.

Share This Article

Related News

Atatürk Uzaya Çıkılacağını Önceden Bilmişti
Pakistan’lı Din Alimi Muhammed İkbal’in Atatürk Sevgisi
Atatürk’ün İnsan Sevgisi

About Author

admin

Mustafa Kemal Atatürk'e gönülden ve akıldan bağlı bir grup genciz. Amaçlarımız arasında yüce Atatürk'ün gerçek varlığının ortaya çıkması ve Atatürk'ün Türk Milleti tarafından daha iyi tanınmasını sağlamaktır. Yolumuz Kemal Atatürk'ün yolu,ışığımız rehberimiz varlık sebebimiz O'dur.

Leave A Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*