<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> <rss
version="2.0"
xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
><channel><title>atatürkün hayatı atatürk hayatı atatürk ilkeleri şiirleri</title> <atom:link href="http://www.ataturkum.info/feed" rel="self" type="application/rss+xml" /><link>http://www.ataturkum.info</link> <description></description> <lastBuildDate>Fri, 04 May 2012 20:18:54 +0000</lastBuildDate> <language>en</language> <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod> <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency> <generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator> <item><title>Atatürk&#8217;ün dine bakışı ve görüşleri</title><link>http://www.ataturkum.info/ataturkun-dine-bakisi-ve-gorusleri.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ataturkun-dine-bakisi-ve-gorusleri.html#comments</comments> <pubDate>Tue, 24 Apr 2012 07:34:02 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Videoları]]></category> <category><![CDATA[atatürk islam]]></category> <category><![CDATA[Atatürk İslam düşmanı değildir]]></category> <category><![CDATA[Atatürk'ün dine bakışı ve görüşleri]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2177</guid> <description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün dine bakışı ve görüşleri her zaman bazı çevreler tarafından gündemde tutulmuş ve yüce Atatürk bu konuda daima karalanmış ve iftiralara maruz kalmıştır.  Atatürk İslam düşmanı değildir !.. Din-tarikat eksenli oluşumların başındakiler çoğu zaman dini kendi şahsi çıkarları [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p
style="text-align: justify;">Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün dine bakışı ve görüşleri her zaman bazı çevreler tarafından gündemde tutulmuş ve yüce Atatürk bu konuda daima karalanmış ve iftiralara maruz kalmıştır.  Atatürk İslam düşmanı değildir !..</p><p
style="text-align: justify;"><iframe
src="http://www.youtube.com/embed/sOHdIlwE4sk" frameborder="0" width="560" height="350"></iframe></p><p
style="text-align: justify;">Din-tarikat eksenli oluşumların başındakiler çoğu zaman dini kendi şahsi çıkarları için kullandılar. Siyasetin ve ticaretin din ile kutsanması, din ile oluşturulması, haksızca kazanılan paranın ve akıtılan kanların dinin kutsallığıyla yıkanması oligarkların kendi iktidarlarını kurmak ve sürdürmek için vazgeçemeyeceği bir yoldur.</p><p
style="text-align: justify;">Artık görelim ki emperyalistlerin ülkemizdeki en büyük müttefiki bu gerici İslami anlayış olmuştur. Biz &#8220;İslam&#8221; adı altında Atatürk İlkerine karşı bazen elinde silah, bazen kanun, bazen sosyolojik baskı, bazen sermaye olarak çıkan dogmalara, yobazlığa, taassuba elbette karşı olacağız ve olmayı sürdüreceğiz. Ne zaman ki İslam, kişioğlu ile inandığı Tanrı arasında kalır, ne zaman siyasetten, ticaretten ve toplumdan dincilik geri çekilir o zaman bizim herhangi bir dine, mezhebe veya inanca müdahale etmemize veya karşısına çıkmamıza lüzum kalmaz. Biz İslamı çağdaş şekilde yorumlayan, bu dinin emirlerini kendi içerisinde yerine getiren ve dinin ahlaki güzel yönlerini kendi kişiliğiyle bütünleştiren ve dinden herhangi bir siyasi menfaat beklentisi olmayan dindarlara kesinlikle düşman değiliz. Aksine toplumun bilinçlenmesinde ve aydınlanmasında böylesine saf, temiz mütedeyyin insanların tarihi bir rol üstleneceğini düşünüyoruz. Aslında bizim halkımızı oluşturan fertler de seçeceği dini en sade, en saf, en güzel, en ilerici şekliyle yaşamak istemektedir ancak çıkar çevreleri sürekli, bazen şiddetle, bazen eğitimle, bazen ekonomik yaptırımlarla halkımızı bağnaz ve yobazca bir din anlayışına yönlendirmektedir.</p><p
style="text-align: justify;">Atatürk hakkında Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün kimliğini saklamak ile dayatma yapılmıştır.<br
/> 1. Dini anlatmadan dayatmak</p><p
style="text-align: justify;">2. Atatürk&#8217;ü dayatmak</p><p
style="text-align: justify;">Bunlar tam olarak anlatılsaydı bugün karşımıza sorun olarak çıkmayacaktı.</p><p
style="text-align: justify;">Damat Ferit ve Enver Paşa birisi yurtsever birisi vatan haini ama her ikisi de Mustafa Kemal devlet yönetemez kışlasına dönsün burada yapamaz demişlerdir ama Atatürk&#8217;ün çok boyutlu bir insan olup sadece bir asker olmadığını görememişlerdir. Çünkü Atatürk&#8217;ün birçok kitap okuyarak bilgi toplayan bilime yakın kişiliğini görememişlerdir.</p><p
style="text-align: justify;">Bunu yapmalarında ki asıl amaç ise kendilerini Hükümet içerisinde yetkili konuma getirebilme düşünceleri yatmaktadır.</p><p
style="text-align: justify;">Atatürk Harbiye yıllarında askerlik, tasavvuf, edebiyat, şiir gibi her konuda tutkun olduğu alışkanlıklarını Selanik&#8217;te kazanmıştır.</p><p
style="text-align: justify;"><strong>Suriye yılarında ise Atatürk öğrendiği gerçek İslam&#8217;ın çok farklı olduğunu gördüğü için bundan rahatsız olmuş ve İslam dinini Arapların sahte bir şekle dönüştürmesinden nefret uyanmıştır.</strong></p><p
style="text-align: justify;"><span
style="color: #ff0000;"><strong>Kendisi ise tertemiz, değiştirilmemiş Kuran ve Muhammet dinine hayran olmuş İslam dinini gerçek temizliğine dönüştürmeye çalışmıştır. Oysa Arap alemi içerisinde İslam dinini bozan Emevi anlayışına ise düşman olduğu gibi Emevilere de bunu yerleştirdiği için düşman olmuştur. </strong></span></p><p
style="text-align: justify;">Şimdilerde ise gelinen nokta çok farklı bir duruma getirilmiştir. Laiksen Müslüman olunmaz ya da Müslüman ise laik olunmaz şekline dönüştürülmüştür.</p><p
style="text-align: justify;">Gerçek İslam Arap bedevi anlayışı değildir. Her ikisi de aslı antiemperyalizme dayanan İslam&#8217;ın ve Mustafa Kemal anlayışının farkının olmadığının halkımıza anlatılması gerekmektedir. Bu yapılırsa sorun bitecektir.</p><p
style="text-align: justify;"><strong>Yani! &#8220;Muhammedi ve Mustafa Kemal mirası farksızdır&#8221;.</strong></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ataturkun-dine-bakisi-ve-gorusleri.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>1</slash:comments> </item> <item><title>Atatürk&#8217;ün İslam Hakkındaki Görüşleri</title><link>http://www.ataturkum.info/ataturkun-islam-hakkindaki-gorusleri.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ataturkun-islam-hakkindaki-gorusleri.html#comments</comments> <pubDate>Tue, 24 Apr 2012 06:40:38 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Videoları]]></category> <category><![CDATA[Atatürk İslam düşmanı değildir]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2172</guid> <description><![CDATA[Atatürk, Allah’a ve İslam’a inanan samimi bir dindardır. Pek çok sözünde ve tavrında bunu görebilmek mümkündür. Büyük Önder, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah’tan, İslam’dan ve Kuran’dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk milletine, gerçek [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk, Allah’a ve İslam’a inanan samimi bir dindardır. Pek çok sözünde ve tavrında bunu görebilmek mümkündür. Büyük Önder, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah’tan, İslam’dan ve Kuran’dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk milletine, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiştir.<br
/> <iframe
src="http://www.youtube.com/embed/8cSkSND_wCk" frameborder="0" width="480" height="360"></iframe><br
/> Atatürk, 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Paşa Camii’nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere İslam’ın yüceliğini şöyle açıklamıştır:</p><p>“<strong>Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür</strong>. Allah’ın selameti, sevgisi üzerinize olsun.<strong>Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir</strong>. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran’daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. <strong>En mükemmel dindir</strong>. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, S.93)</p><p>Büyük Önder, 1926 yılında ise Ali Rıza Ünal isimli yakınına, Hz. Muhammed hakkında şunları söylemiştir: <strong>“O Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Herkesin adı silinir fakat O sonsuza kadar ölümsüzdür.”</strong> (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, sf.135)</p><p>Benzeri şekilde, Atatürk, Türk milletinin dindar olması ve dini değerlerini muhafaza etmesi gereğini “<strong>Türk milleti daha dindar olmalıdır</strong>, yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor” sözleriyle teşvik etmiştir. ( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3, S. 30 )</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ataturkun-islam-hakkindaki-gorusleri.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Kuvayi Milliye’ye Karşı Yazanlar : Zalimlerin Yandaşları</title><link>http://www.ataturkum.info/kuvayi-milliyeye-karsi-yazanlar-zalimlerin-yandaslari.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/kuvayi-milliyeye-karsi-yazanlar-zalimlerin-yandaslari.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 22:20:14 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Makaleleri]]></category> <category><![CDATA[ali kemal]]></category> <category><![CDATA[atatürk düşmanları]]></category> <category><![CDATA[babı ali]]></category> <category><![CDATA[kuvayi milliye]]></category> <category><![CDATA[yandaş medya]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2161</guid> <description><![CDATA[Demokrat olsun olmasın her devrin, her yönetimin kendine göre yandaş basını vardır. Her yazılarında beslendikleri ağababalarını överken kötü taraflarını, olumsuz uygulamalarını es geçip; yönetimin yandaş olmayan karşıtlarını, muhalefeti haklı haksız, yerli yersiz kötüleyip yererler. Yandaşlık baskıcı, faşist yönetimlerde zorunlu olarak [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Demokrat olsun olmasın her devrin, her yönetimin kendine göre yandaş basını vardır. Her yazılarında beslendikleri ağababalarını överken kötü taraflarını, olumsuz uygulamalarını es geçip; yönetimin yandaş olmayan karşıtlarını, muhalefeti haklı haksız, yerli yersiz kötüleyip yererler. Yandaşlık baskıcı, faşist yönetimlerde zorunlu olarak ürer. Faşist yönetimler yandaş olmayanları birer bahane ile ya hapse atar, ya da vergi cezaları cezalandırırken, kitaplarını ve gazeteleri yasaklar, kapatır. İşte bu yandaşlık yüzünden ne fikir hayatımız, ne de demokrasimiz gelişiyor. Yandaşlığın da demokratik düşüncenin, özgür bir kamuoyunun oluşumuna katkısı olamaz, demokrasiye zarar verir.</p><p>Basın tarihimizde insanın en çok yüreğini yakan, üzen yandaşlık, işgal yıllarındaki mütareke basının, yurdumuzu işgal edenlere, buna göz yuman son padişah hükümetine yaptıkları yandaşlıktır.</p><p>İşte bu işgal yıllarının basınından örnekler vererek, vatanın kurtuluşu için mücadele veren Kuvaa-i Milliye aleyhine yazılar yazan yazarlarımızdan ibretlik hazin örnekler vereceğiz. Çok yayınlandı bunlar ama duymayan, okumayanlara da sunmak için tekrar yazma gereğini duyduk. Yandaşlık, zalimlerin, faşistlerin bayraktarlığını yapmaktan ziyade, insan onuruna yakışan, hak, adalet, hukuk, insan hakları, özgürlükten yana olmalıdır.</p><p>Haksız zalimlerin yandaşlığını yapanlar için halkımız, “gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını çalar”, “gâvurun kılıcına da maşallah, İslam’ın kılıcına da maşallah” diye özdeyişler üretmiş. Ama ne var ki sonunda tıpkı, Kuvaa-i Milliye’nin zaferi karşısında mütareke basının mahcup olduğu gibi, haksız zalimleri savunan yandaşlar da mahcup olacaklar bir gün. Günümüzün sanki mütareke basını gibi, bir süredir, tutuklanacak veya tutuklanmasını istedikleri askerler, milliyetçi tavır koyan solcu fikir ve siyaset adamlarına karşı söz birliği etmişçesine aleyhte yayınlar yapıyorlar.</p><p>İŞGAL YILLARINDA MÜTAREKE BASINI</p><p>İşgal yıllarında, mütareke basını diye bilinen, işgal altındaki İstanbul’da yayınlanan gazeteler ve yazarlar, (padişah ve işgal güçlerinin baskıları ile) Kuvayi Milliyenin aleyhinde yazılar yazıyorlardı. Millî Mücadele dönemimizde iş başında olan ve Kuvaa-i Milliye aleyhine yazılar yazanlardan bazıları: Artin Cemal, Sait Molla, Ali Galip, Şeyh Sait, Ahmet Anzavur, Ethem, Ali Batı, Damat Ferit, Kambur İzzet, Refi Cevat Ulunay, Refik Halit Karay, Ali Kemal,… Bunlar İstiklal Harbimiz sırasında millî güçlere ve –bugünküler gibi- Türk milletine karşı bütün melanetlerini kusmuş kimselerdir. Bazıları, vatanın kurtuluşunun, başka devletlerin himaye ve mandası ile mümkün olacağını savunurken, bazıları da, hepten ümidi kesmiş olmalılar ki, kurtuluş için mücadele veren Kuvaa-i Milliye ile alay ediyorlardı.</p><p>Türk Ordusunun Kars’ı Ermeni’lerden geri almasını eleştiren yazısı üzerine, halkın bir Ermeni adı olan “Artin” adını vererek, “Artin Kemal” diye andığı yazar ve Nazır Ali Kemal, İstanbul’da Ermeni ortağı Mihran ile çıkardığı Peyam-ı Sabah gazetesinde, Kuvaa-i Milliye’ye karşı yazılarının bazılarında şunları yazıyordu: “Avrupa ile başa çıkmayı, yüzyıllardan beri Asya’nın hangi kavmi başarabildi ki biz başarabilelim?”</p><p>“-Millî Mücadele hakkında en haince yayını Ali Kemal yapmıştır.</p><p>-Ülkenin kurtuluşunu yabancıların himayesi altına girmekte arayacak kadar tıynetsiz ve şahsiyetsizdir. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucularındandır.</p><p>-Bir İngiliz uşağı olarak kendisini hiçbir zaman Türk hissetmemiştir.</p><p>-Birinci Damat Ferit Hükümeti’nde Maarif, İkinci Damat Ferit Hükümeti’nde Dâhiliye Nazırı olarak ülkenin İngiltere’ye teslim edilmesinde haince roller üstlenmiştir.</p><p>-Ali Kemal Millî Mücadele’nin ve milliyetçilerin en amansız düşmanlarından biridir.</p><p>-Dahiliye Nazırı olduğu sırada Türkçülüğün seçkin simalarını üniversiteden uzaklaştırmıştır.</p><p>-Ordunun yüksek morale ihtiyaç duyduğu Sakarya Savaşı’ndan beş gün önce bile, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına “Büyük Millet Meclisi, millî hâkimiyeti temsil edemez. Millî hâkimiyeti ancak Hilafet ve Saltanat temsil edebilir. Ankara’daki şımarık herifler, artık durunuz. Haddinizi biliniz. Şarlatanlık elverdi, hokkabazlık kâfi” diye yazabilmiştir.</p><p>Ali Kemal, Peyam-ı Sabah adlı gazetesinde şu cümleleri kullanmış biridir (Böyle birini Vahdettin de İçişleri Bakanı yapmıştır):</p><p>“Kuyucu Murat Paşa, Celâlîlere nasıl muamele etmişse, Kuvayı Milliye’ye de öyle muamele edilmelidir. Maiyetindekilerin yakında, zorba yamağı Cafer Tayyar şaklabanını, elini kolunu bağlayıp Hükümete teslim etmesi beklenir. Saltanata bağlı halim selim Anadolu halkı da Mustafa Kemal şakisine haddini bildirecek.”</p><p>“Hükümet önce, Anadolu’nun henüz istilaya uğramayan yerlerini Mustafa Kemal’lerden, Ali Fuat’lardan, o ipsiz sapsız, akılsız, fikirsiz zorbalardan, canilerden temizlemelidir.”</p><p>Artın Kemal,17 ve 11 Kasım 1920 günlerinde, Kars’ın geri alınması üzerine milli kuvvtlere saldırarak şunları yazar: “Demek işlmediğiniz bir hata kalmıştı, Ermenistan taarruzu ile onu da tamamladınız…(….) Ankara yaranı nihayet meramlarına erdiler, Bolşeviklerle el ele vererek Kars’ı işgal ettiler”.</p><p>Mütareke devrinin kalemi, hain yazarlarından “Artın Kemal” (Ali Kemal), “Ankara’dakiler yine köpürecekler” diye başlayan yazısında, şu haince yazıları yazıyordu: “…Haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, birkaç tane de düzme kahraman, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ölçmüş biçmiş, uygun görmüş, Sevr Antlaşması’nı imzalamış. Size ne oluyor a zırzoplar? Beyhude yere kan dökmenin “âlemi var mı? Öğrendiğime göre, Londra’da da, çocuk gibi, «İzmir’i isteriz, Edirne’yi isteriz,</p><p>Adana’yı isteriz» , hatta « tam istiklal isteriz» diye tutturmuşlar”…</p><p>İşte bunları yazan “Artın Kemal”, gazetedeki odasında Ermeni ortağı Mihran ile konuşurken de ona şunları anlatır: “… Yok, canım bunlar çılgın, cihan savaşını biz kazanmışız gibi. Ne demiş Arap,«elhükmü limen galebe- galibin dediği olur» ! İşte bu kadar. Bu kavrayışta, bu bilgide, bu çapta adamlar, değil devleti, ufak bir aşireti ile idare edemezler! Edebilseler, Yunan ordusu şimdi Eskişehir yolunda olur muydu?”… “Düşmanlar, teşkilat-ı milliyeden bin kere daha iyidir” !”… (8.8.1922)</p><p>Ayrıca bu Ali Kemal gazetesinde, Yunanlılara sığınarak onlar adına propoganda yapmayı kabul eden Çerkez Ethem’in, İzmir’de verdiği bir demeci de yayımlar. Kurtuluş Savaşında Türk Ordusuna ihanet ederek, Yunanılılara kaçan Çerkez Ethem şunları söylemektedir: “M.Kemal, Yunan ordusunun hızlı bir taarruzuna bir dakika bile dayanamaz.”</p><p>9 Eylül 1922 de zafere erişilince, Peyam-ı Sabah gazetesinin başyazarı Arın Kemal (Ali Kemal) sütunlarında zafere katıldığını, Çerkez Etem kaçmadan önce sevincini, hataları dile getiren yazısının ertesinde, gazetenin sahibi Ermeni Mihran Efendi, gazetesinde bir açıklama koyar: “Ali Kemal Gazeteden uzaklaştırılmıştır”.</p><p>Ali Kemal açıkça İngiliz mandasını ister. 7 Ağustos 1919 günlü Sabah Gazetesinde “Türkiye ve Mandaterlik “ başlıklı yazısında bu düşüncesini tek kurtuluş yolu olarak savunur:</p><p>“Bizim bu müthiş yangından bir şey koparabilmek, hiç olmazsa milli birliğimizi sağlamak için İngiltere’ye dayanmamız, İngiliz mandaterliğini istememiz gereklidir. Çünkü bu zor dakikalarımızda, on yıldan beri geçirdiğimiz acıklı deneylerden sonra, bu uzak görüşlülüğü gösteremez isek, bilmeliyiz ki, bu savaştan koca bir devlet yerine, yersiz yurtsuz serseri (haneberduş) bir aşiret, bir hanlık durumunda çıkabileceğiz ve devletimizin, vatanımızın, milletimizin kesin olarak parçalanmasına tanık olacağız.”</p><p>Ferda Gazetesi:</p><p>“Yalnız Fransızlar, Türklerin dostudur” 20 Nisan 1920</p><p>Konya’da Delibaş İsyanı üzerine: “M. Kemal, firara hazırlandı” Ferda, 18 Ekim 1920</p><p>Alemdar Gazetesi:</p><p>“M. Kemal Layık Olduğu Cezayı Gördü” 15 Nisan 1920. (Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın Fetvası üzerine)</p><p>“Rıfat’ın Deccal Fetvası” 11 Mayıs 1920 (Ankara Müftüsü Rıfat Efendi’nin Dürrizade’nin Fetvasına karşı verdiği Fetva üzerine)</p><p>“Anadolu Kemalistlerden Temizlenecektir” 29 Nisan 1920</p><p>“Ankara Hükümeti Bolşevikleri Seçmiştir” 27 Mayıs 1921</p><p>&nbsp;</p><p>Peyamı Sabah Gazetesi:</p><p>“Mustafa Kemal Ne Yaptı? İsyan!” 2 Ağustos 1919</p><p>“Kuvayı Milliye’ye aldanmayınız! Bolşeviklerinin kafasını taşıyan yurtsuz serserilerdir. Hilafet ve Saltanat’a bağlılıktan ayrılmayınız.”</p><p>“Teşkilatı Milliye Sergerdeleri (Elebaşılar)” 23 Nisan 1920</p><p>“İdam!, İdam!, İdam! M. Kemal Cezasını Bulacak” 25 Nisan 1920</p><p>“Mustafa Kemal’in Maskaralıkları” 7 Mayıs 1920</p><p>“Mustafa Kemal ve Hempalarının (Omuzdaş) İdamı” 13 Mayıs 1920</p><p>“Büyük Millet Meclisi Küçük Heriflerin Kölesidir” 28 Mayıs 1920</p><p>“Kaderimizi Ankara’ya Bırakmamalıyız” 1 Ocak 1922[1]</p><p>&nbsp;</p><p>Ali Kemal “Artın Kemal” 1869-İstanbul doğumlu. Gazeteci. 1919 da Damat Ferit Paşa Hükümetinde maarif, sonra dâhiliye nazırı oldu. Gazetesinde Kurtuluş Savaşına karşı çıktığı ve buna ilişkin yazılar yazdığı için, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra tutuklanıp yargilânmak üzere Ankara’ya getirilirken, 6 Kasım 1922 de İzmit’de Nurettin Paşa’nın işareti ile linç edilerek öldürüldü, daracına asıldı. O sırada Lozan’a gitmekte olan İsmet Paşa, Ali Kemal’in daracında asılı cesedini uzaktan görünce, hüzünlenerek, sinirlenerek hiç bakmadan Nurettin Paşa’nın yanına gider, ona söylemediğini bırakmaz. M.Keml bu olaydan tiksinerek bahsedermiş.</p><p>(Ali Kemal linç edildikten sonra, Ali Kemal’in eşi oğlunu da yanına alarak yurd dışına gitmek zorunda kalır. Aradan yıllar geçer; yurd dışında yükseköğretimini yud dışında tamamlayan ve askerliği gelen Ali Kemal’in oğlu, 1940 yılında Dışleri meslek memurluğu sınavına girerek kazanır. Fakat Dış İşleri Bakanılğında bir kuşku oluşur, öyle ya bir vatan haininin oğlunu Dış İşleri Bakanlığına işe almak doğrumudur?</p><p>Durum Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye iletilir. İsmat İnönü tereddütsüz işe alınmasını ister. Bu kimse yıllarca Türk Dışişerinde çok başarılı görev yapan Büyükelçi Zeki Kuneralp’dir).</p><p>İngiliz Muhipleri Derneği Başkanı, Adliye Nezareti ve yazar Sait Molla da malüm gazetesinde de şunları yazar: “İngiltere Osmanlı Devletinin yönetimine el koyarsa, saltanat ve hilafetin İngilizler elinde bulunduğunu gören Mısır ve Hindistan Müslümanlarının da İngiltere’ye dost olmanın gereğine inanacaklardır…” (5.5.1919)</p><p>İngilizleri tutan, Kuvaa-i Milliye’ye karşı İngiliz’leri savunan gazeteci ve yazar Refi Cevat Ulunay da şunları savunur: “İstiklâl diye bağıranlar kötü niyetlidir! Türkiye’nin istilâle değil, İngilizlerin himayesinde yaşamaya, bu yolla gelişmeye ihtiyacı vardır; İngiltere elinden tutmazsa Türkler yürümeyi bile beceremezler.”</p><p>Refi Cevat Ulunay, 4 Nisan 1919 taraihinde yaptığı ropörtajdan gazeteye döndüğünde, arkadaşları ne konuştuklarını soruyor…</p><p>Ulunay Mustafa Kemal için şöyle diyor: “Şu sıralarda Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, milli mukavemet harekete geçirilirse Fransız’ı da, İngilizi de, İtalyanı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş. Anladınız mı arkadaşlar. Bu adam deli değil, zırdeliymiş”… (Demek ki yurdun kurtulmasına aydın bilinen bazıları da inanmıyorlarmış).</p><p>14 Mart 1920 tarihinde İstanbul’u İngilizler işgal etmişlerdi. 4 Nisan 1920 de Refik Halit Karay (1888–1965),“Âlemdar”gazetesindeki köşesinde (ne kadar ümitsizliğe kapılmışsa) Kuvaa-i Milliye’nin mücadelesini şöyle alaya alır:</p><p>“…Bir patırtı, bir gürültü. Beyannameler, telgraflar… Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler olacak… Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda… Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet, hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyonun bu şekline ben de dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi ben de sorayım” (Mustafa Kemal’i kastederek):</p><p>“-Kuzum Mustafa sen deli misin?”</p><p>“Hani Mustafa Kemal İstanbul’a gelecekti?”</p><p>“Hani Harekât-ı milliye vatanı kurtaracaktı?”</p><p>“Hani Meclis-i Mebusan Fransız İhtilâlindeki gibi celadetler gösterecekti?”</p><p>“Hani beni asacaklardı?”</p><p>Yine Refik Halit Karay, Millî Mücadele sırasında Hamdi Ülkümen’e şöyle der: “Mustafa Kemal’in muzaffer olduğunu görmektense, Memleketin Yunanlılar tarafından alınmasını tercih ederim!”</p><p>Alemdar Gazetesi yazarı Hafız İsmail: “Bilmiyorlar ki İngiltere tehdide gelmez!”</p><p>İşgal yıllarının İstanbul’unda Sadrazam Damat Ferit Paşa tarafından Posta Telgraf Genel Müdürlüğüne tayin edilen Refik Halit Karay, yazdığı Kuvayi Milliye aleyhinde bu şekildeki yazıları yanında, Anadolu’da telgraf hatlarından Mustafa Kemal Paşa yararlanmasın diye, sert bildiriler yayınlayıp Anadoludaki memurlarına emirler gönderiyordu. Böylece Kurtuluş Savaşına şiddetle karşı çıkan Yazar Refik Halit Karay, savaş kazanıldıktan ve yandaşı Ali Kemal 1922 de yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken İzmit’te halk tarafından linç edilmesinden sonra, yurt dışına kaçmıştı. Böylece Kurtuluş savaşına karşı çıkarak çeşitli hainliklerde bulunanlara dâhil edilen Refik Halit, 1938 yılına kadar 16 yıl sürgün hayatı yaşadı. Ancak özel afla yurda döndü.</p><p>Son yıllarına doğru, yaptıklarının utancı ve pişmanlığı içinde şunları yazıyordu: “…..Şahin sandıklarımızın çoğu da leş kargası imiş meğerse…. Dev kalan kaç kişi var içlerinde? Bir teki Atatürk hariç, çoktandır memlekette büyük adam yetişmemiştir. ……Ömrüm boyunca tanıdıklarım arasında Atatürk’ten başka cüceleşmeyen dev yok.” ….”Siyaset, yalancı pehlivan üretilen bir fideliktir….”</p><p>O günlerin Times Gazetesi de, Türk Kurtuluş Mücadelesini şöyle karşılar: “Bütün cihanın kuvvetine karşı milli bir hareket yaratmak… Ne çocukca bir hayal!”</p><p>Yurtseverlerin yanında olması gereken yazar Refik Halit Karay, yurtseverlerle alay ediyordu. Gerçi Kurtuluş Savaşı sonunda asılmadı, ama çok mahcup oldu, suçlu görülen 150 lilikler arasına katılıp, sürgüne gönderildi.</p><p>Yıl 1918 İstanbul işgal altında, Galata kaynamakta, Beyoğlu şenlik içinde, bazı aydınlar ise şehrin öteki yakasında birbirinin adeta boğazına sarılmakta, sövüşüp duruyorlar. Sevmediklerinden öç almak için işgal casuslarına yanaşanlar çoktu. Bir sabah gazetesinde Asquik’in şu sözleri yayınlanır: “Asırların gördüğü en aşağılık idareyi tahrip ederek ileriye doğru bir adım attık. Büyük hasta, ölüm döşeğindedir. Birçok defalar pişmanlık geçirmiştir. Bu hastanın milletler ailesi ortasında, bir şer kuvvet olarak, son günlerini yaşadığını umut edelim. Mezarı üstüne yazılacak kitabenin ne olacağını bilmiyorum, fakat Osmanlı Devleti bir daha ba-sü badel mevte nail olmayacaktır”.</p><p>Hemen o gün Maarif Nazırı şunları söyler:</p><p>“-Elbet… Elbette” diyor, “mağlüp değimliyiz? İstediklerini yapacaklar”.</p><p>Hele İşgal yıllarının İstanbul Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, gazetelere demeç verir. Son cümlesi şöyle: “Yunan ordusunun başarısı için dua ediniz”.</p><p>Öte yandan Süleyman Nazif, 23 Kasım 1918 de İstanbul’un işgalini kınamak üzere,”Hadisat” Gazetesinde “Kara Bir Gün” adlı makaleyi yazmıştı. Bu yazı üzerine Fransız işgal kuvvetleri Komutanı Süleyman Nazif’in kurşuna dizilmesini emretmiş. Veliaht Mecit Efendinin de bulunduğu bir toplantıda İstanbul’u gözyaşları içinde coşturdu idi. Rauf Orbay’ın Malta hatıralarında anlattığına göre, bir gün koca vatansever komutan Yakup Şevki Paşa’ya:</p><p>“-Vatanları nehirler sınırlamıştır. Siz de ben de Fırat’ın öbür yakasındayız. Türk sayılmayız. İngilizlere başvurup sürgünden kurtulalım”, demiş.</p><p>Bunun için hayli hakaret görmüştü. Aynı Süleyman Nazif Ermeni Mihran’ın gazetesinde Ali Kemal’e (Artın Kemal’e) sığındı ve “sen haklı imişsin” dedi.</p><p>Yoğun rica ve aracıların çabası ile vazgeçilmiş ise de, Pier Loti’nin anma gününde yaptığı bir konuşma nedeni ile İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüştü, bu da bir yazardı. Ülkenin düştüğü kötü akıbet, Abdülhamid’in zulmü konusunda şu mısraları dile getiriyordu:</p><p>“Padişahım gelmişken yâda biz,</p><p>“İşte geldik senden istimdada biz,</p><p>“Öldürürler başlarsak feryada biz”</p><p>“Hasret olduk eski istibdada biz.”</p><p>Öte yandan, Fransız İşgali sırasında Adana’da, Millî Mücadele’ye karşı sürekli yayın yapan Adana Postası ve Ferda gazetelerinin sahip ve yazarları, öteki işbirlikçilerle birlikte, utanç ve korkularından, Kurtuluş Savaşı kazanılınca, Fransızlara karışıp İskenderun’a, Halep’e, Şam’a kaçmışlardı.</p><p>Devrin şairler, düşünür ve yazarlarından, Sevr Antlaşmasını imzalayanlardan Rıza Tevfik, görüşüne uygun gazetelerde yazılar yazmaktan başka, İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) de dersler de vermekte. Öğrenci ve bazı aydınların bulunduğu salonda, Fuzuli Türk mü, Türk değil mi? tartışması olur. Rıza Tevfik, “Fuzuli’nin Türk olmadığını” söyleyince, sinirlenen bir öğrenci, şöyle haykırır:</p><p>“-Siz Türk değil misiniz?”</p><p>“-Değilim. Türklükten çoktan istifa ettim. Türk’ün kılıcından başka övünecek nesi var? O da bitti. Hala İstanbul’da oturabiliyorsanız, bunu büyük devletlerin size değil, İslâm âlemine duyduğu saygıya borçlusunuz”.Buna tepki olarak öğrenciler, “milliyetsiz, namussuz, hain, defol, satılmış, uşak” vb sözlerle bağırıp sustururlar.</p><p>Bursa’nın işgal edildiği günlerde, devrin şair ve yazarlarından Cenap Şahabettin, aynı üniversitenin bir dersinde, Türk öğrenciler kan ağlarken şunları söyler: “Üzülmeyen efendiler, tersine memnun olun. Çünkü Yunanlılar bizim lehimize çalışıyor. Memleketi milliyetçi denilen haydutlardan, serserilerden temizliyorlar”.</p><p>Öğrenciler, “yeteeeer, lanet olsuuun” diye bağırıp tepki gösterirler.</p><p>Filozof Rıza Tevfik şu haince düşüncesini yansıtır: “Anadolu direnişi bir blöftür. Avrupa medeniyeti Anadolu’yu zararlı haşerattan temizleyecektir. Medeniyeti temsil eden İngiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır.”</p><p>Dahası, Osmanlının son aydınlarından yazar Abdullah Cevdet de şöyle diyor: “Türk neslini ıslah etmek için, Macaristan’dan sağlıklı, gösterişli, yakışıklı erkek getirmek gerekir” demiştir. İyi de, uluslararası dilde Hungarya (HU) denilen Macaristan’ da Hun Türk soyundan değil mi?</p><p>(Abdullah Cevdet doktor, şair, bilgin olup, kendi ne Türkçü, ne İslamcı idi. Biraz da pinti idi; evindeki toplantılarında çayı şekerle değil, kuru üzümle verirdi. Birinci Dünya Savaşı’nın kötü günlerinde bir şiir yazar: “Vatanın öksüzüyüm, öksüzlerin gözüyüm”. Matbaada dizgici bu şiiri dizerken “öksüz” kelimesindeki “s” harfini atlamış, ya da bu harf düşmüş, şiir şöyle yayınlanmış: “Vatanın öküzüyüm, öküzlerin gözüyüm”. Bu gerçekten bir hata mı, yoksa onu sevmeyen düşmanlarının bir oyunumu idi?)</p><p>Şair Cenap Şahabettin bir Fransız dergisine verdiği yazıda şöyle diyebilmiştir: “Türkler ilim ve medeniyet sahasında hiçbir şey yapmamışlar, hiçbir eser vücuda getirmemişlerdir. Ne bir mezhep, ne bir felsefe, ne bir sanat yaratmışlardır”.</p><p>MUSTAFA KEMAL DE GAZETE ÇIKARMIŞTI</p><p>İşte M. Kemal ve Kuvaa-i Milliye, düşmanla savaşırken, hem isyancı gericilerle, hem de bu aydın görünen hainlerle de savaşmak zorunda kalıyordu.</p><p>Basının önemini bilen Mustafa Kemal gençliğinde arkadaşları ile “Mimber” adlı küçük bir gazete çıkarmış; Sivas Kongresi sırasında bizzat kendisi tarafından İradei Milliye, Ankara’ya gelince de Hâkimiyeti Milliye adlı gazete çıkarmıştı.</p><p>Mustafa Kemal Sivas Kongresi sırasında Kuvaa-i Milliye’nin çalışmalarını yaymak için 14 Eylül 1919 da İrade-i Milliye gazetesini yayınlamaya başlamış, Gazetenin İmtiyaz sahibi Selahattin (Ulusalerk), Yazıişleri Müdür de Mazhar Müfit (Kansu) dur. 1922 yılı sonuna kadar haftada iki gün yayınlanan bu gazete iki sütun üzerine dizilip Sivas Vilayet Matbaası’nda basılıyor ve yüz paraya satılıyordu.</p><p>Gazetenin adı Mustafa Kemal tarafından konulmuş, ilk yazıları da yine onun tarafından yazılmıştır.</p><p>Elle çevrilen bu matbaa makinesi halen Sivas müzesinde bulunmaktadır.</p><p>İrade-i Milliye, Mustafa Kemal’in Sivas’tan ayrılmasından sonra da yayınına devam etmiş ancak, Ankara’da Hâkimiyet-i Milliye’nin yayınlanmaya başlaması ile geri planda kalmış, 1922 Mart’ında İrade-i Milliye Kapanmıştır.</p><p>Mustafa Kemal 27 Aralık 1919 da Ankara’ya gelmiş, Ankara’ya gelişinden 14 gün sonra 10 Ocak 1920 den sonra haftada üç gün, 6 Şubat 1921 den sonra da (Cumartesi hariç) her gün yayınlanmaya başlamıştır.</p><p>İşgal altındaki İstanbul hükümeti, Kuvaa-i Milliye’nin sesini kısmak için bütün telgraf hatları ile irtibatı kestiğinden Kuvaa-i Milliye’nin, Milli Mücadelenin sesini dünyaya duyurmak için, meclis kurulmadan 17 gün önce 6 Nisan 1920 tarihinde Mustafa Kemal tarafından Anadolu Ajansı kuruldu.</p><p>Türkiye kurtuluş savaşını ve bağımsızlık mücadelesini Anadolu Ajansı’nın desteğiyle yürüttü.</p><p>O kutsal mücadele kahramanlarının kemiklerini sızlatarak şimdiki AA tarafından Anadolu Ajansı’nın web sitesinde amblemin hemen altında yer alan “Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 6 Nisan 1920” yazısı kaldırıldığını öğreniyoruz.</p><p>DİPNOTLAR</p><p>Kaynaklar:</p><p>1- Şu Çılgın Türkler Turgut Özakman Sf: 26–36- 524–544–545–609)</p><p>2-Çankaya Falih Rıfkı Atay. Sf:145–146–155,</p><p>3-Milliyet Diyaloğ Abbas Güçlü 30.01.2001 Sf: 20,</p><p>4- “ (Sicil) Güneri Civaoğlu 19.5.2005 Sf:19,</p><p>5- “ Hasan Pulur 24.3.2006,</p><p>6- Hürriyet Cüceleşmeyen Tek Dev-Emin Çölaşan23.4.2006 Sf:5</p><p>MelihAşık AçıkPencerem http://gundem.milliyet.com.tr/itiraflareksi/gundem/gundemyazardetay/19.04.2012/1529959/default.htm</p><p>http://www.ataturkdevrimi.com/articles.php?article_id=5</p><p>http://www.cihandura.com/eski/index.php?option=com_content&#038;task=view&#038;id=790&#038;Itemid=60</p><p>&nbsp;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/kuvayi-milliyeye-karsi-yazanlar-zalimlerin-yandaslari.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Mustafa Kemal’i Silemezsiniz! – Mustafa Balbay</title><link>http://www.ataturkum.info/mustafa-kemali-silemezsiniz-mustafa-balbay.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/mustafa-kemali-silemezsiniz-mustafa-balbay.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 21:36:53 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Cumhuriyet]]></category> <category><![CDATA[Gazeteler ve Yazarlar]]></category> <category><![CDATA[Mustafa BALBAY]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2156</guid> <description><![CDATA[Çanakkale Savaşları deyince akla ilk 18 Mart 1915’te zaferle sonuçlanan deniz savaşı geliyor. Büyük kutlama da o gün yapılıyor. Ancak en az onun kadar önemli olan kara savaşları var. Atatürk’ün çok büyük rol oynadığı 25 Nisan 1915′te başlayan kara savaşları [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Savaşları deyince akla ilk 18 Mart 1915’te zaferle sonuçlanan deniz savaşı geliyor. Büyük kutlama da o gün yapılıyor. Ancak en az onun kadar önemli olan kara savaşları var. Atatürk’ün çok büyük rol oynadığı 25 Nisan 1915′te başlayan kara savaşları sonrasında elde edilen kesin zafer, genel anlatımla Türkiye Cumhuriyeti’nin önsözüdür.</p><p>Çanakkale, I. Dünya Savaşı’nın da en önemli halkasıdır. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu çekile çekile Çanakkale Boğazı’na kadar gerilemişti. İngiliz-Fransız ittifakı Çanakkale’den dalgaları yara yara geçip İstanbul’a demirlemeyi, saray pencerelerinin boğaz manzarasını tümüyle ittifak gemileriyle doldurmayı hedefliyordu.</p><p>Dönemin İngiliz Bahriye Bakanı Winston Churchill’in hesabı şuydu:</p><p>Karaya tek asker çıkarmadan İstanbul’u teslim almak.</p><p>18 Mart’ta bu hesap bozulunca Churchill yeni bir plan yaptı:</p><p>Gelibolu Yarımadası’na Gökçeada tarafından çıkıp, boğazın İstanbul bağlantısını karadan kesmek.</p><p>***</p><p>Bu plan için Anzak askerleri kullanılacaktı. Australian and New Zeland Army Corps (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri) tanımının kısaltılmışı olan “Anzac” bizim dilimize de Anzaklar olarak geçti.</p><p>Anzak birlikleri sayı ve donanım bakımından o kadar güçlü olacaktı ki, zafer neredeyse Churchill’in cebindeydi.</p><p>25 Nisan’da sabaha karşı Arıburnu açıklarında karaya çıkan Anzaklara sayıca onlardan çok daha az olan Türk askeri karşılık vermeye çalıştı.</p><p>Mustafa Kemal o sırada yedek güç olarak kurulan 19. Tümen’in komutanıydı, Bigalı köyünde karargâh kurmuştu.</p><p>25 Nisan gününü Mustafa Kemal şöyle anlatıyor (özetleyerek aktaralım):</p><p>“… Yaya olarak Conkbayırı’na vardık. Bu esnada efradın Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm. Bizzat bu efradın (erlerin) önüne çıkarak:</p><p>- Niçin kaçıyorsunuz? dedim.</p><p>- Efendim düşman, dediler.</p><p>- Nerede?</p><p>- İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.</p><p>Düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün: Ben kuvvetlerimi bırakmışım, efrat 10 dakika istirahat etsin diye… Düşman da bu tepeye gelmiş… Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim bulunduğum yere gelse kuvvetlerim pek fena bir vaziyette duçar olacaktı…</p><p>Kaçan efrada:</p><p>- Düşmandan kaçılmaz, dedim.</p><p>- Cephanemiz kalmadı, dediler.</p><p>- Cephaneniz yoksa süngünüz var, dedim.</p><p>Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen erlerine ‘marş marş’la benim bulunduğum yere gelmeleri için yanımdaki emir zabitini geri gönderdim. Erler süngü takıp yere yatınca düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an bu andır…”</p><p>İşte o andan sonra bütün cephede adım adım Mustafa Kemal’in ağırlığı arttı, deyim yerindeyse cephenin lideri oldu. 9 Ağustos’ta zafer geldi.</p><p>***</p><p>İngilizlerin kayıtlarında yenilgi şöyle özetleniyor:</p><p>“… Bir tek tümen kumandanının ayrı ayrı üç fırsatta yaptığı hareketlerin yalnız bir muharebenin cereyanına değil, belki de bütün sefer ve hatta bir milletin kaderi üstünde bu kadar derin etkiler yaptığı, tarihte pek ender rastlanan olaylardandır.”</p><p>Sonra ne oldu?</p><p>Çanakkale’de çok şehit verdik ama, vatan duygusunu kazandık. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Cumhuriyeti kurduk.</p><p>Avustralyalılar da Çanakkale Savaşları’nı kendileri için “ulusal bilincin uyanışı” saydılar. Savaş tarihlerinin beşte birini Çanakkale’ye ayırdılar.</p><p>Atatürk 1934 yılında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya aracılığıyla Anzak törenlerine şu mesajı gönderdi:</p><p>“Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar!</p><p>Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçik’le yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”</p><p>Bu mesajın İngilizce çevirisi Avustralya’nın pek çok anıtsal yerinde, baş köşede.</p><p>Anzak gazilerinin çocukları, torunları dernek kurmuşlar. Sadece Avustralyalılar üye olabiliyor. Bir de Türkler.</p><p>Sidney’de, 2007’de, bunun nedenini sorduğumda şu yanıtı aldım:</p><p>“Mustafa Kemal’in o mesajı… Öyle bir liderin ülkesinden gelenlere kapımız açık…”</p><p>Mustafa Kemal’i silemezsiniz… Bu topraklarda silmeye kalksanız, dünyanın öteki ucunda karşınıza çıkar…</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/mustafa-kemali-silemezsiniz-mustafa-balbay.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Atatürk’ün Çıkardığı Gazeteler</title><link>http://www.ataturkum.info/ataturkun-cikardigi-gazeteler.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ataturkun-cikardigi-gazeteler.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 21:31:39 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Makaleleri]]></category> <category><![CDATA[Atatürk’ün Çıkardığı Gazeteler]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2154</guid> <description><![CDATA[Atatürk’ün Çıkardığı Gazeteler Atatürk, “Minber”, “İrade-i Milliye” ve “Hakimiyet-i Milliye” olmak üzere üç gazete çıkarmıştır. Yaptıklarını ve yapacaklarını halka duyurarak kamuoyu oluşturmak isteyen Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı andan itibaren basından destek almış ve basının gücünü en etkili şekilde kullanmıştır. Mustafa [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<h1><span
style="font-size: medium; color: #ff0000;"><strong>Atatürk’ün Çıkardığı Gazeteler</strong></span></h1><p><strong>Atatürk, “Minber”, “İrade-i Milliye” ve “Hakimiyet-i Milliye” olmak üzere üç gazete çıkarmıştır.</strong> Yaptıklarını ve yapacaklarını halka duyurarak kamuoyu oluşturmak isteyen Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı andan itibaren basından destek almış ve basının gücünü en etkili şekilde kullanmıştır.</p><p>Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir asker, komutan, diplomat, politikacı ve devlet adamı değildi. O, bir düşünürdü de… Atatürk’ün bu yönünü O’nun yazdıklarından, söylediklerinden, okuduklarından anlayabiliyoruz. Zaten Atatürk’ün düşünür yönü O’nu gazeteciliğe yöneltmiştir. Düşüncelerini ve yaptıklarını halka duyurmak için basının ne kadar önemli olduğunu bilen Atatürk, bu gerçeği daha Harbiye öğrencisiyken fark etmiştir. Bu önem Mustafa Kemal önderliğindeki siyasal eylem boyunca kendini göstermiştir. Böylece iç ve dış kamuoyuyla bağ kuran Mustafa Kemal’in yaptıkları, yapmak istedikleri daha iyi anlaşılmıştır.</p><p>Atatürk, hayatının her döneminde basına verdiği önemi belli etmiştir. Örneğin, 1 Mart 1922’de TBMM’yi açarken yapmış olduğu konuşmada şöyle demiştir: “Basın milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve doğru yolu göstermede, bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı vermekte, özetle bir milletin saadet hedefi olan müşterek istikamette yürümesini teminde basın, başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.”</p><p>Mustafa Kemal’in gazeteciliğe olan ilgisi daha öğrencilik yıllarında başlamıştır. Henüz Harbiye öğrencisiyken yönetimin siyaset alanındaki yanlışlarını ve aksaklıklarını belirtmek amacıyla eleştiri niteliğindeki yazılar yayınlamak için el yazısıyla bir gazete çıkarmıştır. Bu gazetenin yazılarını bizzat kendisi yazan Mustafa Kemal, Mektepler Müfettişi İsmail Paşa’nın takibine de uğramıştır. Harp Okulu’ndaki veteriner dershanelerinden birine giren Mustafa Kemal ve arkadaşları, çıkardıkları gazetenin yazılarıyla uğraşmaya başladıkları sırada, okul müdürü Rıza Bey tarafından suçüstü yakalanmıştır. Kendilerine önemli bir ceza verilmemiş, “izinsizlik” suçuyla yetinilmiştir.</p><p><strong>Minber</strong></p><p>Atatürk’ün ilk gazete çıkarma girişimi İstanbul’da yayınlanan “Minber”dir. Minber, Mustafa Kemal’in isteği üzerine yayın hayatına girmiştir. Gazeteyi 1918 yılında en yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar ile birlikte çıkarmıştır.</p><p>1918’de Ahmet İzzet Paşa hükümeti tarafından Mondros Mütarekesi imzalanmıştır. Mustafa Kemal, başında olduğu Yıldırım Orduları Grubu ve 7. Ordu Karargahı lağvedildiği için Suriye’den İstanbul’a dönmüştür ve ülkenin içinde bulunduğu konular hakkında konuşma ve yazma gereği hissetmektedir. Oysa Mustafa Kemal’in asker kimliği politik olaylara girmesini ve aktif rol üstlenmesini engellemektedir.</p><p><strong>Fethi Okyar, anılarında Minber gazetesinin yayınlanması hakkında şunları söylemiştir:</strong></p><p>“Mustafa Kemal Paşa, ‘memleketi perişan eden ve muhalefet adı altında irtikap eden taarruz ve tahripler daha çok gazeteler vasıtasıyla oluyor. Bunlara karşı milleti uyandırmak için en iyi vasıta aynı yolla karşılık vermek, yani bir gazete çıkarmaktır. Benim maaşımdan biriktirdiğim biraz param var, onu koymaya hazırım. Ben askerim imtiyaz alamam, ama sen alabilirsin. Hakikatleri halka, hatta düşmanlarımıza anlatabilmek için hadi gel beraberce gazete çıkaralım.’ dedi. Gazete çıkarmayı hiç düşünmüyordum ama, mensup olduğum İttihat ve Terakki için öylesine çirkin ve haksız ve dolayısıyla vatan ve devlet için öylesine tehlikeli neşriyat başlamıştı ki, bunları cevapsız bırakmak mümkün değildi.”</p><p>1 Kasım 1918’de yayın hayatına başlayan Minber gazetesi günlük olarak yayınlanır ve 51 sayı çıkar. Gazetenin başında Fethi Bey vardır, imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü ise Dr. Rasim Ferit’dir.</p><p>Minber, Fethi Bey’in eski partisi İttihat ve Terakki’ye olan haksız saldırıları önlemek ve doğruları yazmak, Tevfik Paşa’nın parlamentoda güvenoyu almasını engelleyici yazılar yazmak, Fethi Bey tarafından yeni kurulan Osmanlı Hürriyetperver Avam Fırkası’nın sözcülüğünü yapmak için yayın hayatına girmiştir.</p><p>Gazetenin başyazılarını çoğunlukla Mustafa Kemal, değişik adlarla ya da imzasız yazmıştır. Ayrıca Minber’in hemen hemen her sayısında Mustafa Kemal’le ilgili haberler yer almıştır. 17 Kasım 1918 tarihli gazetede Yıldırım Orduları Grubu Kumandanlığından yeni dönen Mustafa Kemal’le bir de röportaj yapılmıştır. Bu röportajda Mustafa Kemal şöyle demiştir; “… en iyi siyasetin her türlü anlamıyla en çok kuvvetli olmakta bulunduğunu kabul ederim. En çok kuvvetli olmak tabirinden amacımın, yalnız silah kuvveti olduğunu zannetmeyiniz. Bilakis asker olmama rağmen bence kuvvet kendisini oluşturan etkenlerin sonuncusudur.Benim amacım manen, ilmen, ahlaken ve teknik yönden kuvvetli olmaktır. Bu saydığım özelliklerden yoksun olan bir milletin bütün fertlerinin en son silahlarla donatıldığını varsaysak bile kuvvetli olduğunu kabul etmek doğru olmaz.”</p><p><strong>İrade-i Milliye</strong></p><p>Atatürk ikinci gazetesini Sivas Kongresi’nden sonra çıkarmıştır. 4 Eylül 1919 günü başlayan ve 11 Eylül’de sona eren Sivas Kongresi’nin ardından Mustafa Kemal çevresindekilerden yeni çıkaracağı gazete için güvenilir bir yazı işleri müdürü bulmalarını ister. Aranan yazı işleri müdürü bulunur ve gazete çok kısa bir süre içinde çıkarılır. Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal tarafından kurulmuş olan gazetenin imtiyazı Selahattin Ulusalerk’e aittir. Gazetenin yazı işleri müdürü ise Mazhar Müfit Kansu’dur. Gazetenin adı ve başlık altı Mustafa Kemal tarafından tespit edilmiştir; “İrade-i Milliye” (Metalip ve Amali Milliye’nin Müdafiidir).</p><p>Başlangıçta haftada bir sonraları haftada iki ve günlük olarak yayınlanan gazetede Sivas Kongresi zabıtlarını, Mustafa Kemal’in bildirilerini, konuşmalarını yayınlanmıştır. Bir amaç için çıkartılan gazetenin nüshaları birçok şehrin çeşitli dairelerine resmi mühürlü zarflar içinde gönderilmiştir.</p><p><strong>Hakimiyet-i Milliye</strong></p><p>Mustafa Kemal Paşa, Heyet-i Temsiliye üyeleriyle birlikte Ankara’ya geldiğinde burada alınacak kararların millete duyurulması için bir gazeteye ihtiyaç duyduğunu söylemiştir ve burada verdiği ilk direktif de “bir gazete çıkaracağız” olmuştur.</p><p>Ankara’da doğru dürüst bir matbaa bulunmadığı için Konya’dan getirtilen baskı makinesi meclis bahçesindeki bir binaya yerleştirilmiş ve iki hafta içinde gazete çıkartılmıştır. Bu gazetenin adını da Mustafa Kemal vermiştir; “Hakimiyet-i Milliye”. İlk sayının gazete başlığının altında ise “mesleği milletin iradesini hakim kılmaktır” diye yazmaktadır. 10 Ocak 1920 günü yayınlanan gazetenin ilk başyazısını Mustafa Kemal yazmıştır.</p><p>Gazete Anadolu’da kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin yayın organıdır. Gazetenin yazı işleri müdürü Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’dur. Gazetenin daha sonraki yazı işleri müdürleri arasında Hüseyin Ragıp Baydur, Nafi Atıf Kansu ve Ziya Gevher Etili gibi isimler de vardır.</p><p>Başlangıçta haftada iki gün yayınlanan gazete 18 Temmuz 1920’den sonra haftada üç gün, 6 Şubat 1921’den sonra da günlük olarak çıkarılmıştır. Gazete 1934 yılına kadar Hakimiyet-i Milliye adıyla, o tarihten sonra da “Ulus” adıyla çıkmaya devam etmiştir.</p><p>———————————–<br
/> <strong>Kaynaklar</strong></p><p>1- Türk Basın Tarihi, Nuri İnuğur, Gazeteciler Cemiyeti<br
/> 2- Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, Cilt 1<br
/> 3- Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk Araştırma Merkezi<br
/> 4- Milli Mücadele’de Atatürk ve Basın 1919-1921, Prof. Dr. Yücel Özkaya, Atatürk Araştırma Merkezi<br
/> 5- Atatürk Döneminde Basın ve Basın Özgürlüğü, Gazeteciler Cemiyeti</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ataturkun-cikardigi-gazeteler.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Atatürk İslam düşmanı değildir !..</title><link>http://www.ataturkum.info/ataturk-islam-dusmani-degildir.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ataturk-islam-dusmani-degildir.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 20:40:07 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Makaleleri]]></category> <category><![CDATA[atatürk islam]]></category> <category><![CDATA[Atatürk İslam düşmanı değildir]]></category> <category><![CDATA[atatürk islam laiklik]]></category> <category><![CDATA[atatürk ve din]]></category> <category><![CDATA[dindar atatürk]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2147</guid> <description><![CDATA[“Türk milleti daha dindar olmalıdır&#8230; Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum.” Mustafa Kemal Atatürk  Atatürk&#8217;ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika, onyıllardır bazı çarpık yorumların ve yanlış anlamaların hedefi olmuş bir konudur. Kendi materyalist felsefelerini Atatürk&#8217;e mal ederek meşrulaştırma [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">“Türk milleti daha dindar olmalıdır&#8230; Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, öyle inanıyorum.” <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong></span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"> <span
style="color: #000000;">A</span><span
style="color: #000000;">tatürk&#8217;ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika, onyıllardır bazı çarpık yorumların ve yanlış anlamaların hedefi olmuş bir konudur. Kendi materyalist felsefelerini Atatürk&#8217;e mal ederek meşrulaştırma çabası içine giren bir kısım din aleyhtarı Marksist çevreler, Büyük Önder&#8217;in laiklik ilkesini &#8220;din aleyhtarlığı&#8221; gibi yorumlamaya çalışmışlardır ve halen de bu çabayı sürdürmektedirler. Oysa tarihsel gerçekleri, Atatürk&#8217;ün dine bakışını ve uyguladığı din politikasını incelediğimizde, çok daha farklı bir tablo ile karşılaşırız: Atatürk, hem son derece samimi bir dindardır, hem de Türk milletini ayakta tutan değerlerin başında gördüğü dinin toplum tarafından anlaşılması ve doğru uygulanması için büyük bir çaba göstermiştir.</span></span></p><p><iframe
width="480" height="360" src="http://www.youtube.com/embed/8cSkSND_wCk" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p><h4><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium; color: #ffffff; background-color: #ff0000;"><strong><span
style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;ün Dindarlığı</span></strong></span></h4><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk, Allah&#8217;a ve İslam&#8217;a inanan samimi bir dindardır. Pek çok sözünde ve tavrında bunu görebilmek mümkündür. Büyük Önder, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah&#8217;tan, İslam&#8217;dan ve Kuran&#8217;dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk milletine, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiştir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk, 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir&#8217;deki Paşa Camii&#8217;nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere İslam&#8217;ın yüceliğini şöyle açıklamıştır:  </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;<strong>Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür</strong>. Allah&#8217;ın selameti, sevgisi üzerinize olsun.<strong>Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir</strong>. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran&#8217;daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. <strong>En mükemmel dindir</strong>. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor.&#8221; (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, S.93)</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Büyük Önder, 1926 yılında ise Ali Rıza Ünal isimli yakınına, Hz. Muhammed hakkında şunları söylemiştir: <strong>&#8220;O Allah&#8217;ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Herkesin adı silinir fakat O sonsuza kadar ölümsüzdür.&#8221;</strong> (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk&#8217;ün Fikir ve Düşünceleri, sf.135)</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Benzeri şekilde, Atatürk, Türk milletinin dindar olması ve dini değerlerini muhafaza etmesi gereğini “<strong>Türk milleti daha dindar olmalıdır</strong>, yani bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam, ona da öyle inanıyorum. Bilince ters, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor” sözleriyle teşvik etmiştir. ( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cilt 3, S. 30 )</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium; color: #ffffff; background-color: #ff0000;"><strong>Aşağıdaki sözler de ona aittir:  </strong></span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.&#8221; (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, cilt 2, sf. 66)</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Türk milleti dindar olmalıdır yani, bütün sadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum&#8230; Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dine tabii olmasi için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Ey Arkadaslar! Tanrı birdir, büyüktür- Adalet-i ilahiye, O’nun tecellilerine bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir insanlığın çocukluk ve gençlik devridir. Ikinci devir, insanligin kemal (olgunluk ) devridir.&#8221;</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Ey millet! Allah birdir, sani, büyüktür. Allah’iın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur’ani azimüssandaki husustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabi kanunlar arasında aykırılıklar olmalı gerekirdi. Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır.&#8221;</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz.  Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve  fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermiyeceğiz.&#8221;</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Efendiler&#8230;. Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek danışmak için yapılmıştır. Millet işlerinde her kişinin zihninin başlı başına çalışması lazımdır. İşte biz de burada din ve dünya için gelecegimiz ve istiklalimiz için ve en çok milli egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncelerimi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlatmak istiyorum. Milli ülküler milli irade yalnız şahsın düşmesinden değil tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır&#8230;&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şeyi, kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. İslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ve diğer hususlarda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileriye gitmişlerdir. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Milletimiz dil ve din gibi kuvvetli iki hazineye sahiptir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamıyacaktır ve alamaz.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Minberlerin halkın anlayacağı bir dille ruh ve dimağa hitap olunmakla İslam ehlinin vücudu canlanır, iman kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna nazaran hatiplerin haiz olmaları lazım gelen özellik yetenek ve dünyanın gidişini bilmeleri çok önemlidir.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Bu başarının, kutsal topraklarımızı düşman istilasından büsbütün kurtaracak olan kesin zaferin hayırlı bir başlangıcı olmasını Tanrının lütfundan dilerim.&#8221; </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Biz ne Bolşevik&#8217;iz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkar bir millettir. Bizim hükümet şeklimiz tam bir Demokrat Hükümetidir.&#8221;</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed&#8217;e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.&#8221; (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, sf.4)</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.&#8221; (Atatürk&#8217;ün Söylev ve Demeçleri, cilt 1, sf. 225)</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk&#8217;ün, İslam Dini&#8217;ni, Kuran-ı Kerim&#8217;i, Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri, O&#8217;nun dinimize olan içten bağlılığını gösteren somut ve tartışılmaz belgelerdir. Bu bağlılık, sadece sözlerinde değil, uygulamalarında da açıkça görülür. Haftanın belli günlerinde, Sadettin Kaynak, Niyazi Ahmet Banoğlu, Mısırlı İbrahim, Hafız Yaşar, Hafız Rıza, Hafız Fahri, Hafız Kemal ve Hafız Nubar gibi döneminin en önde gelen hafızlarını çağırarak Kuran-ı Kerim okutturmuş ve okunan ayetlerin tefsir ve açıklamalarını yaptırmıştır. Atatürk bu açıklamaları ilgiyle izlemiş ve zaman zaman kendisi de sorular sorarak katılmıştır.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"> Atatürk&#8217;ün dindar kişiliğini gösteren sözlerinden en anlamlı olanı ise, kuşkusuz vefat etmeden önceki son sözleridir. Başbakan kanalıyla tüm dünyaya açıkladığı ve Türk milletine manevi bir vasiyet niteliği taşıyan bu son sözlerinde Atatürk şunları söylemiştir: </span><br
/> <span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">&#8220;<strong>Bütün dünyanın müslümanları Allah&#8217;ın son peygamberi Hz. Muhammed&#8217;in gösterdiği yolu takip etmeli </strong>ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm müslümanlar Muhammed&#8217;i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; <strong>İslamiyet&#8217;in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli</strong>. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler. (Nedim Senbai, Atatürk, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., sf. 102, 1979)</span></p><h4><span
style="text-decoration: underline; font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium; color: #ffffff; background-color: #ff0000;">Atatürk&#8217;ün Dine Hizmetleri:</span></h4><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk&#8217;ün kişisel dindarlığı, uyguladığı din politikasında da etkili olmuştur. Büyük Önder&#8217;in Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye&#8217;yi yönettiği 15 yıllık süreye baktığımızda, dinin doğru anlaşılması ve yaşanması için ciddi bir çaba gösterdiğini görebiliriz.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk bu amaçla <strong>Diyanet İşleri Başkanlığı</strong>&#8216;nı oluşturmuştur. Halihazırda müslümanların dini hizmetini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün onbinlerce kişilik kadrosuyla, müslüman Türk milletine yıllardan beri dinimizin esaslarını öğretmektedir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk, Kuran&#8217;ın Türk toplumu tarafından anlaşılması ve dolayısıyla uygulanması için büyük çaba göstermiştir. 1924-1938 yılları arasında, <strong>Kuran tefsiri ve meali</strong> olarak 9 büyük eser hazırlanmıştır. Dönemin en önde gelen din alimlerine hazırlattırılan ve çok titiz çalışmaların ürünü olan bu eserlerin hepsi, bugün de en muteber kaynaklar arasında yer almaktadırlar.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk&#8217;ün Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne kazandırdığı laiklik ilkesini &#8220;din aleyhtarlığı&#8221; gibi yorumlamaya çalışan materyalist grupların büyük bir çarpıtma yaptıkları ise açıktır. Laikliğe din aleyhtarlığı gibi bir anlam verilmesi, ancak söz konusu grupların özenip örnek aldıkları komünist rejimlerde olur. Stalin&#8217;in Sovyetler Birliği&#8217;nde, Enver Hoca&#8217;nın Arnavutluk&#8217;unda ya da Mao&#8217;nun Kızıl Çin&#8217;inde görülür. Batılı anlamda laiklik, tüm vatandaşların dini inançlarını ve bunların gereklerini istedikleri gibi yerine getirebilmeleri özgürlüğüdür. Kaldı ki Atatürk, söz konusu laiklik anlayışından bir adım daha ileri giderek, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne &#8220;İslam dininin doğru anlaşılması ve yaşanması için&#8221; çaba harcamayı da bir görev olarak yüklemiştir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Bu çalışmaların, dini ortadan kaldırmak değil, aksine dini inancı toplumda yaymak ve güçlendirmek, öte yandan din adına yapılacak yanlış yorumları engellemek amacı güttüğü açıktır. Atatürk&#8217;ün &#8220;dini kurum&#8221; olarak tanımlanan merkezlerin kapatılması—tekke, türbe ve zaviyeler—yönündeki girişimlerinin amacı da, bu kurumların dejenere olmuş ve dini inançlar yerine hurafeleri savunur hale gelmiş olduklarını görmesidir. Yani bu köhne kurumların tasfiyesi de, yine dine destek olmak amacıyla yapılmış hareketlerdir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Unutulmamalıdır ki, bugün ülkemizin binlerce camisinde müslümanlar ibadetlerini rahatça yerine getirebilmekte, minarelerden ezanlar okunmakta, milletimizin iradesi Atatürk&#8217;ün 1920 yılında dualarla açtığı Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde serbestçe tecelli etmekte ve bayrağımız özgürce dalgalanmaktadır. Şüphesiz ki, bunların tümü, Atatürk&#8217;ün sayesinde mümkün hale gelmiştir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Bu hizmetler nedeniyledir ki, Atatürk vefat ettiğinde, dönemin Hindistan İslam Birliği Başkanı olan ve daha sonra Pakistan Devleti&#8217;nin kuruculuğunu yapan Muhammed Ali Cinnah, üzüntüsünü &#8220;O&#8217;nunşahsında yalnız İslam alemi değil, bütün dünya en büyük insanlardan birini kaybetti&#8221; ifadeleriyle dile getirmiştir. (Prof. Dr. İsmet Giritli, Atatürk, Laiklik ve Din, Rönesans Dergisi, Şubat 1991, sf.20)  </span></p><h4><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium; color: #ffffff; background-color: #ff0000;">Sonuç</span></h4><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk&#8217;ün bize bıraktığı miras, her konuda olduğu gibi, din ve laiklik konusunda da modern Türkiye için yol göstericidir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Bugün Türkiye&#8217;de din ve laiklik adına iki farklı kamp oluştuğu, bu kamplar arasında ciddi bir gerilim yaşandığı bir gerçektir. Ama bu yapay gerilim, Atatürk&#8217;ün uyguladığı formülle çözümlenebilir. Atatürk, İslam&#8217;a inanan samimi bir dindar olarak, laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli olarak kabul etmiştir. &#8220;<strong>Gericilik&#8221; olarak tanımlanan tehlikenin ise dinin kendisinden değil, dine sokulan hurafelerden, batıl inanışlardan ve çarpık yorumlardan kaynaklandığını görmüş ve bunları dinden temizlemek için çaba göstermiştir.</strong></span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Bize düşen görev, Atatürk&#8217;ün de yaptığı gibi, hurafelere ve batıl inanışlara karşı gerçek İslam&#8217;ı savunarak ve öğreterek mücadele etmek, öte yandan da Atatürk&#8217;ün mirasını &#8220;din aleyhtarlığı&#8221; gibi göstermek isteyen materyalist/marksist odaklara karşı tavır almaktır. 89. zafer yılına ulaşmış olan Cumhuriyetimizi nice 89 yıllara taşıyacak olan formül budur. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Atatürk&#8217;ün &#8220;dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur&#8221; sözüyle, İslam&#8217;ın Türk Milleti&#8217;nin bekası için taşıdığı önemi vurguladığı, bilinen bir gerçektir. Tarihsel ve toplumsal gerçeklere baktığımızda, bu sözün çok doğru olduğunu açıkça görürüz.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Bir milletin fertlerini birbirine kenetleyen en güçlü bağ dindir. Tarih, ne kadar zor şartlar altında olursa olsun dini ve milli değerlerine sahip çıkan milletlerin her zaman ayakta durabildiğine dair sayısız örnekle doludur. Diğer taraftan dini bağları zayıf, hatta dinsiz toplumlar tarih sahnesinde çok kısa süreler boyunca yer alabilmişler ve zaman içinde asimile olup gitmişlerdir. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium; color: #ffffff; background-color: #ff0000;"><strong>Peki bunun sebepleri nedir?</strong></span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"><strong>1)</strong> Din, bir ahlak sistemi ve yaşayış biçimidir. İnsanlara doğruyu ve yanlışı açık olarak öğrettiğinden dolayı, dini değerlere sahip biri, iyiyle kötüyü birbirinden ayırmasını bilir. Dinin varolmadığı bir ortamda ise yardımlaşma, dürüstlük, hoşgörü, adalet, fedakarlık gibi değerlerin hiçbirinden söz etmek mümkün olmaz. Din yoksa, ahlak da yoktur; dürüstlük, fazilet, adalet de yoktur. Bu, kuşkusuz toplumun çürümesi ve yokolması anlamına gelir. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"><strong>2)</strong> İnsanı insan yapan ahlaki değerler geçerliliğini yitirdiği ve yok olduğu taktirde, toplumun her kesimi ve her ferdi bundan nasibini alır. Her birey sadece kendisini umursayan ve diğer hiç kimseyi önemsemeyen birer ayrı &#8220;parça&#8221; haline gelir. Tümüyle dini bir kurum olan aile ve yine kaynağı din olan evlilik müessesesi ortadan kalkar.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"><strong>3)</strong> Bu çark bir kere işlemeye başladığı taktirde, devletin oturmuş düzenini ve milletin yerleşmiş dokusunu da akıl almayacak şekilde tahrip eder. Çünkü devlete bağlılık, vatan sevgisi gibi üstün vasıflar yine dini inançların sonucunda gelişmiş özelliklerdir. Dini olmayan, dolayısıyla vicdani duyguları gelişmemiş bir insanın milletini, bayrağını sevmesi, devletine hizmet şuuru içinde çalışması, karşılık beklemeden gece gündüz vatanı için nöbet beklemesi elbette düşünülemez.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"><strong>4)</strong> Dine inancın ortadan kalkışının bir başka tehlikeli yönü, insanların yavaş yavaş psikolojik sorunlara mağlub olmaya başlamasıdır. Suç oranlarındaki artış, içki ve uyuşturucuya yöneliş, fuhuş patlaması, huzursuzluk ve çatışma ortamı toplumun psikolojik açıdan yıprandığının en somut alametleridir. Sosyal adaletsizlik ve ekonomik sıkıntılarla beslenen bu gerilim, kısa süre içinde adeta toplumsal bir cinnete dönüşür ve bunun sonucunda da toplum parçalanır. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;"><strong>5)</strong> Dini değerlerin, marksizm, anarşizm gibi bölücü ve terörist ideolojilere karşı en sağlam engeli teşkil ettiği tarih boyunca birçok tecrübeyle kanıtlanmıştır. Dini değerlerin ortadan kalkması halinde, kökeni marksist ideolojiye dayanan anarşi ve terörün hortlaması, terör örgütlerinin güçlenerek taraftar toplaması ve milli birliğimizi tehdit etmesi kaçınılmaz olacaktır.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Örneğin Türkiye&#8217;yi ele alacak olursak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;daki dindar vatandaşlarımız, komünizmin dine büyük bir düşmanlık beslediğini bilmekte, komünizmden ve dolayısıyla bölücü komünist örgütlenmelerden uzak durmaktadırlar. Nitekim, bunun bilinciyle devletimiz de bu bölgede, halkın dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini teşvik etmektedir. </span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Tüm bunlara ve Atatürk&#8217;ün belirttiği &#8220;dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur&#8221; sosyolojik gerçeğinin tarihteki somut delillerine dayanarak söyleyebiliriz ki, Türkiye&#8217;nin bekası için dini kimliğimizin korunması ve güçlendirilmesi hayati öneme sahiptir.</span></p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva; font-size: medium;">Büyük Önder Atatürk&#8217;ün tespit ettiği bu gerçek, geleceğimizin de şekillenmesinde büyük rol oynayacaktır. 2000&#8242;li yılları modern, çağdaş ve refah düzeyi yüksek bir Türkiye olarak karşılamak isteyenler, bunun ancak dini kimliğimizin korunması ile gerçekleşebileceğini bilmelidirler.</span></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ataturk-islam-dusmani-degildir.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>1</slash:comments> </item> <item><title>Atatürk Şiirleri  / Atatürk&#8217;e Sesleniş</title><link>http://www.ataturkum.info/ataturk-siirleri-ataturke-seslenis.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ataturk-siirleri-ataturke-seslenis.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 20:07:46 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Şiirleri]]></category> <category><![CDATA[atatürk şiir]]></category> <category><![CDATA[atatürk şiiri]]></category> <category><![CDATA[atatürk şiirleri]]></category> <category><![CDATA[Atatürk'e Sesleniş]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2142</guid> <description><![CDATA[&#160; ATATÜRK&#8217; E SESLENİŞ &#160; On bin yıl herkese boşa baş vurduk, Bütün bir ırk, seni aradık durduk, Sana geldik sonsuz mesafelerden, Sıyrıldık sayısız efsanelerden, Tek sana inanan akıllarız biz! Sen selsin, mecranda çakıllarız biz, Her yıl biz o damar, [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p><p><strong>ATATÜRK&#8217; E SESLENİŞ</strong></p><p>&nbsp;</p><p>On bin yıl herkese boşa baş vurduk,<br
/> Bütün bir ırk, seni aradık durduk,<br
/> Sana geldik sonsuz mesafelerden,<br
/> Sıyrıldık sayısız efsanelerden,<br
/> Tek sana inanan akıllarız biz!<br
/> Sen selsin, mecranda çakıllarız biz,<br
/> Her yıl biz o damar, her yıl o kan sen,<br
/> Bak, kalplerden çağıl çağıl akan sen..</p><p>&nbsp;</p><p>Seninle gönüller her an temasta,<br
/> &#8220;Atatürk&#8221; dendi mi doğrulur hasta,<br
/> &#8220;Atatürk&#8221; dendi mi dolar gözümüz,<br
/> &#8220;Atatürk, Atatürk&#8221; bu, baş sözümüz.<br
/> Başını bekliyor her boş duran diz,<br
/> Biz bir gün saparsak fırlar kalbimiz,<br
/> Yola düşer birden açtığın izde..</p><p>&nbsp;</p><p>Adın besmeledir her işimizde,<br
/> Açan al gülümüz her sonbaharda,<br
/> Yarın bir iskelet olsak mezarda,<br
/> &#8220;Atatürk&#8221; çığrışır kemiklerimiz,<br
/> Nimetinle dolu iliklerimiz&#8230;</p><p>&nbsp;</p><p><strong>~ Behçet Kemal ÇAĞLAR ~</strong></p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><span
style="font-family: 'trebuchet ms', geneva;"><strong><br
/> </strong></span></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ataturk-siirleri-ataturke-seslenis.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>1</slash:comments> </item> <item><title>Ulusal kurtuluşların başladığı gün: 23 Nisan</title><link>http://www.ataturkum.info/ulusal-kurtuluslarin-basladigi-gun-23-nisan.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/ulusal-kurtuluslarin-basladigi-gun-23-nisan.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 23 Apr 2012 19:55:36 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Haberleri]]></category> <category><![CDATA[23 nisan bayramı]]></category> <category><![CDATA[23 nisan ile ilgili]]></category> <category><![CDATA[23 nisan ile ilgili şiirler]]></category> <category><![CDATA[23 nisan ilgili şiirler]]></category> <category><![CDATA[23 nisan sözleri]]></category> <category><![CDATA[23 nisan ulusal]]></category> <category><![CDATA[23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2135</guid> <description><![CDATA[Ulusal bayramlarımızın en büyüğünü kutluyoruz. Yeni Türkiye Devleti 43 yıl önce bugün kuruldu. 23 Nisan&#8217;a &#8220;Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8221; diyoruz. Biz, 23 Nisan&#8217;a &#8220;ULUSAL EGEMENLİK VE ULUSAL KURTULUŞLAR BAYRAMI&#8221; adı verilmesini isterdik. Gerçekten de 23 Nisan 1920, ulusal sınırlarımızı [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<h1><span
style="color: #ff0000;"><strong><span
style="font-size: medium;">Ulusal bayramlarımızın en büyüğünü kutluyoruz. Yeni Türkiye Devleti 43 yıl önce bugün kuruldu. 23 Nisan&#8217;a &#8220;Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&#8221; diyoruz. Biz, <a
title="23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" href="http://www.ataturkum.info/23-nisan-ulusal-egemenlik-ve-cocuk-bayrami.html">23 Nisan&#8217;a &#8220;ULUSAL EGEMENLİK VE ULUSAL KURTULUŞLAR BAYRAMI&#8221;</a> adı verilmesini isterdik.</span></strong></span></h1><p>Gerçekten de 23 Nisan 1920, ulusal sınırlarımızı aşan bir oluşun başlangıç tarihidir. TBMM Hükümeti&#8217;nin kuruluşu, sultani hükümet biçiminden, halk iradesine dayanan ulusal devlet ve hükümet biçimine bir geçiş, olağan bir iç politika olayı değildir. Ona bu gözle bakanlar, kurtuluş savaşımızın evrensel değerini kavramamışlardır. Kaldı ki, 23 Nisan&#8217;a bir iç mesele gözü ile bakılsa da, onu yalnız bir politik olay olarak değerlendirmek, gerçeklere aykırı düşer. Çünkü 23 Nisan, bir biçim değişikliği değil, bir öz değişikliğidir. 23 Nisan&#8217;ı hazırlayan olaylar hatırlanırsa, bunun halktan gelen, aşağıdan yukarı bir hareket olduğu ve tarihimizde ilk defa yurtsever aydınlarla halkın el ele verdiği ortaya çıkar.</p><p>Fakat 23 Nisan 1920&#8242;nin insanlık tarihi bakımından taşıdığı büyük değer, sömürgeci devletlerin kurduğu baskı düzenini alt üst edecek bir oluşumun ilk adımı olmasında gizlidir. TBMM HÜKÜMETİ, EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞAN BİR YARI SÖMÜRGE HALKININ KURDUĞU İLK ULUSAL DEVLETTİR. KURTULUŞ SAVAŞIMIZ DA, EMPERYALİZME KARŞI AÇILAN VE İNSANLIK TARİHİNİN ŞÜPHESİZ DÖNÜM NOKTALARINDAN BİRİNİ TEŞKİL EDEN, ZİNCİRLEME KURTULUŞ SAVAŞLARININ BİRİNCİSİDİR.</p><p>Bizim kurtuluş savaşımıza gelene kadar, ulusal direnişçiler ya bir &#8220;varsal&#8221;lıktan kopma ya da despot bir kralı devirme biçimindeki politik amaçlı ve her halde kapitalist sistemin mantığı içinde kalan, asla ona karşı geliş karakteri taşımayan hareketler olmaktan geri gitmemiştir.</p><p>Ulusal kurtuluş hareketlerinin evrensel bir karakter kazandığını, sömürgeciliğin tasfiyesini amaç bilen, halktan gelme, halkların yürüttüğü bir savaş biçimini alması için 23 Nisan 1920&#8242;yi beklemek gerekmişti.</p><p>Bu, elbette bir tesadüf değildir. Osmanlı devletinin en az 150 yıldır bir yarı sömürge durumuna düşmüş olması, emperyalist kuvvetler hesabına sürüklendiğimiz I. Dünya savaşından yenik çıkmamız, büsbütün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmamız gibi olaylar, ulus olarak varlığımız korumak, ulusal bağımsızlığa kavuşmak konusunda halkımızı bilince kavuşturmuştur.</p><p>Ve bütün bu oluşlar emperyalizm zincirinin Türkiye&#8217;den geçen halkasını hemen koparacak kadar zayıflatmıştır. Ama ne olursa olsun bu halkayı ilk kopartmanın ve birbirini izleyen öteki kopuşlara yol açmanın paha biçilmez şerefi Türk halkına ve onun ölümsüz başkomutanı Gazi Mustafa Kemal&#8217;e, Büyük Atatürk&#8217;e ve Kuvay-ı Milliyeci Aydınlar Kadrosu&#8217;na aittir.</p><p>Gerçekten de Ulusal Kurtuluş Savaşımızın yöneticileri işin ta başından beri politik amaçların ötesinde ekonomik, sosyal ve kültürel amaçlar gütmüşler, toplumun temel yapısını değiştirmek kararı ile hareket etmişlerdir.</p><p>TBMM Hükümeti anayurdu düşman işgalinden kurtarmak, misak-ı milli sınırları içinde ulusal bağımsızlığa kavuşmak için savaşırken aynı zamanda yeni devletin bir halk devleti olduğunu ve bu niteliği ile toplumun temel yapısında köklü değişimlere girişileceğini açıklıyor ve ulusal kurtuluş savaşımızı belli bir sisteme karşı yürüttüğünü, evrensel karakterde olduğunu kuvvetle belirtiyordu.</p><p>Birinci Büyük Millet Meclisinin 2 Kasım 1920 günlü bildirisinden alınmış aşağıdaki satırlar bunu açıkça ortaya koymaktadır:</p><p><em>&#8220;TBMM, MİLLİ HUDUTLAR DAHİLİNDE HAYAT VE İSTİKLALİ TEMİN AHDİYLE TEŞEKKÜL ETMİŞTİR.BİNAENALEYH HAYAT VE İSTİKLALİNİ YEGANE VE MUKADDES EMEL BİLDİĞİ TÜRKİYE HALKINI EMPERYALİZM VE KAPİTALİZM TAHAKKÜM VE ZULMÜNDEN KURTARARAK İRADE VE HAKİMİYETİNİN SAHİBİ KILMAKLA GAYESİNE VASIL OLACAĞI KANAATİNDEDİR.</em></p><p><em>TBMM, MİLLETİN HAYAT VE İSTİKLALİNE KASTEDEN EMPERYALİST VE KAPİTALİST DÜŞMANLARIN TECAVÜZÜNE KARŞI MÜDAFA VE BU MAKSADA MÜNAFİ HAREKET EDENLERİ TEDİP AZMİYLE, MÜESSES BİR ORDUYA SAHİPTİR.</em></p><p><em>TBMM, HALKIN ÖTEDEN BERİ MARUZ BULUNDUĞU, SEFALET SEBEPLERİNİ YENİ VESAİT VE TEŞKİLAT İLE KALDIRARAK YERİNE REFAH VE SAADET İKAME ETMEYİ BAŞLICA HEDEFİ BİLİR. BİNAENALEYH TOPRAK, ADLİYE, MALİYE, İKTİSAT VE EVKAF İŞLERİNDE VE DİĞER MESAİLDE İÇTİMAİ UHUVVET VE TEAVÜNÜ (SOSYAL KARDEŞLİK VE YARDIMLAŞMAYI) HAKİM KILARAK, HALKIN İHTİYACINA GÖRE, TECEDDÜDAT (YENİLİKLER) VE TESİSATI VÜCUDE GETİRMEYE ÇALIŞACAKTIR.&#8221;</em></p><p>Beri yandan halkımız da ilk defa KENDİSİ İÇİN DÖĞÜŞTÜĞÜNÜ duyarak savaşmaktaydı. DÜŞMAN ORDULARININ GERİSİNDE BİR BAŞKA DÜŞMANA, yüzyıllardır kanını emen bir görünmez düşmana, bir sisteme, sömürücülüğe, sömürgeciliğe karşı savaştığını halkımız sezinliyordu. Atatürk aşağıda aldığımız şu sözlerle, halkın bu sezgisine tercüman olmuştur:</p><p><em>&#8220;BİZ;</em></p><p><em>HAYATINI, İSTİKLALİNİ KORUMAK İÇİN ÇALIŞAN ERBABI SA&#8217;YIZ (EMEKÇİLERİZ),</em></p><p><em>ZAVALLI BİR HALKIZ.</em></p><p><em>MAHİYETİMİZİ BİLELİM.</em></p><p><em>KURTULMAK,</em></p><p><em>YAŞAMAK İÇİN ÇALIŞAN VE</em></p><p><em>ÇALIŞMAYA MECBUR BİR HALKIZ!&#8230;</em></p><p><em>YOKSA AYAKÜSTÜ YATMAK VE</em></p><p><em>HAYATINA SA&#8217;YDAN MUARRA GEÇİRMEK İSTEYEN (ÇALIŞMADAN YAŞAMAK İSTEYEN) İNSANLARIN</em></p><p><em>BİZİM HEYETİ İÇTİMAİYEMİZ İÇERİSİNDE YERİ YOKTUR,</em></p><p><em>HAKKI YOKTUR!</em></p><p><em>HALKÇILIK,</em></p><p><em>NİZAMI İÇTİMAİSİNİ SA&#8217;YİNE (EMEĞİNE), HUKUKUNA İSTİNAD ETTİRMEK İSTEYEN BİR MESLEKİ İÇTİMAİDİR&#8230;</em></p><p><em>BİZİ MAHVETMEK İSTEYEN EMPERYALİZME KARŞI VE</em></p><p><em>BİZİ YUTMAK İSTEYEN KAPİTALİZME KARŞI HEYETİ MİLLİYECE MÜCADELEYİ CAİZ GÖREN BİR MESLEĞİ TAKİP EDEN İNSANLARIZ.&#8221;</em></p><p>Kurtuluş Savaşımız, insanlık tarihinde yeni bir yaprak açmıştır. Ulusal kurtuluş savaşımızın dünya ölçüsündeki etkilerini ve sömürge halkları için taşıdığı büyük değeri, hayret edilecek bir uzak görürlülükle, Atatürk zaferden hemen sonra, 1 Eylül 1924&#8242;te, DUMLUPINAR MEHMETÇİK ANITI önündeki konuşmasında şöyle belirtmişti:</p><p><em>&#8220;TARİHİMİZ BİRÇOK BÜYÜK VE PARLAK ZAFERLERLE DOLUDUR. FAKAT TÜRK MİLLETİNİN BURADA İHRAZ ETTİĞİ ZAFER KADAR NETİCE-İ KAT&#8217;İYETLİ VE BÜTÜN TARİHE, YALNIZ BİZİM TARİHİMİZE DEĞİL, CİHAN TARİHİNE YENİ BİR CEREYAN VERMEKTE KAT&#8217;İ TESİRLİ BİR MEYDAN MUHAREBESİ HATIRLAMIYORUZ.&#8221;</em></p><p>Atatürk&#8217;ün:</p><p><em>&#8220;CİHAN TARİHİNE YENİ CEREYAN VERMEKTE&#8221;</em></p><p>Sözleri ile, sömürge halklarının bugün şahit olduğumuz zincirleme kurtuluş hareketlerini kastettiği şüphesizdir. Yalnız şu da var ki, 23 Nisan&#8217;ın 43. Yıldönümünde, köylüsü ve kentlisiyle emekçi halkımız<em> &#8221;ÖTEDEN BERİ MARUZ BULUNDUĞU SEFALET&#8221;</em>  ve cehalet içinde yaşamaya devam ettiğine göre başka halklara ışık tutan ve onun kanıyla kazanılan kurtuluş savaşı, halkımıza beklediği hayat şartlarını getirmemiştir. Toplumumuzun temel yapısında bir nitelik değişikliği, hiç değilse bizi tam bağımsızlığa kavuşturacak yönde bir nitelik değişikliği olmamıştır.</p><p>Şu halde KURTULUŞ SAVAŞIMIZ, I. BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN YUKARIDAKİ BİLDİRİDE BELİRTİLEN AMAÇLARINA KAVUŞMAMIŞTIR.</p><p>Kurtuluş yolunu yeniden aradığımız şu günlerde bunun nedenlerini, ilk çizilen yoldan niçin, nasıl ayrıldığımızı, bilimsel değerde incelemelerle bir an önce ortaya koymamız gerekiyor.</p><p><strong>Mehmet Ali Aybar &#8211; 1963</strong></p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/ulusal-kurtuluslarin-basladigi-gun-23-nisan.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>23 Nisan şarkı sözleri &#8211; 23 Nisan şarkıları</title><link>http://www.ataturkum.info/23-nisan-sarki-sozleri-23-nisan-sarkilari.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/23-nisan-sarki-sozleri-23-nisan-sarkilari.html#comments</comments> <pubDate>Thu, 19 Apr 2012 08:24:59 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Şiirleri]]></category> <category><![CDATA[19 mayıs]]></category> <category><![CDATA[23 nisan ile ilgili şarkılar ve sözler]]></category> <category><![CDATA[23 nisan şarkı]]></category> <category><![CDATA[23 nisan şarkıları sözleri]]></category> <category><![CDATA[23 nisan şarkısı]]></category> <category><![CDATA[atatürk ile şiir]]></category> <category><![CDATA[atatürk ile şiirler]]></category> <category><![CDATA[atatürk şiirleri kısa]]></category> <category><![CDATA[kısa 23 nisan şiirleri]]></category> <category><![CDATA[kısa şiirler]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2122</guid> <description><![CDATA[23 Nisan şarkı sözleri-23 Nisan şarkıları &#160; 23 Nisan Şarkıları, 23 Nisan Şarkısı, 23 nisan şarkı sözleri, 23 Nisan Geldi Neşeliyiz Çocuklar Şarkısı Sözü, 23 Nisan Geldi Neşeliyiz Çocuklar Şarkısının Sözleri. &#160; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Şarkıları [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<h2><a
href="http://www.ataturkum.info/wp-content/uploads/2012/04/23nisan1ks.gif"><img
class="aligncenter size-full wp-image-2125 colorbox-2122" title="23nisan1ks" src="http://www.ataturkum.info/wp-content/uploads/2012/04/23nisan1ks.gif" alt="23nisan1ks 23 Nisan şarkı sözleri   23 Nisan şarkıları" width="550" height="300" /></a>23 Nisan şarkı sözleri-23 Nisan şarkıları</h2><p>&nbsp;</p><h3><span
style="background-color: #ff0000;">23 Nisan Şarkıları, 23 Nisan Şarkısı, 23 nisan şarkı sözleri, 23 Nisan Geldi Neşeliyiz Çocuklar Şarkısı Sözü, 23 Nisan Geldi Neşeliyiz Çocuklar Şarkısının Sözleri.</span></h3><p>&nbsp;</p><h3>23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Şarkıları</h3><p>&nbsp;</p><h4><strong>23 Nisan Geldi Neşeliyiz Çocuklar</strong></h4><p>&nbsp;</p><p>Lay liri Lay Liri Lay Liri Lay&#8230; Lay Liri Lay Liri Lay Lay<br
/> Lay liri Lay Liri Lay Liri Lay&#8230; Lay Liri Lay Liri Lay</p><p>23 Nisan geldi neşeliyiz çocuklar<br
/> 23 Nisan geldi neşeliyiz çocuklar<br
/> Atamızdan armağan işte bize bu bayram<br
/> Atamızdan armağan işte bize bu bayram</p><p>Şarkılar söyleyelim gülelim eğlenelim<br
/> Şarkılar söyleyelim gülelim eğlenelim<br
/> Atamızın izinde beraber yürüyelim<br
/> Atamızın izinde beraber yürüyelim</p><p>Lay liri Lay Liri Lay Liri Lay&#8230; Lay Liri Lay Liri Lay Lay<br
/> Lay liri Lay Liri Lay Liri Lay&#8230; Lay Liri Lay Liri Lay</p><p>&nbsp;</p><p><strong>Bugün 23 Nisan Hep Neşeyle Doluyor İnsan</strong></p><p>&nbsp;</p><p>Sanki her tarafta var bir düğün.<br
/> Çünkü, en şerefli en mutlu gün.<br
/> Bugün yirmi üç Nisan,<br
/> Hep neşeyle doluyor insan.</p><p>İşte, bugün bir meclis kuruldu,<br
/> Sonra hemen padişah kovuldu.<br
/> Bugün yirmi üç Nisan,<br
/> Hep neşeyle doluyor insan.</p><p>Bugün, Atatürk’ten bir armağan,<br
/> Yoksa, tutsak olurduk sen inan.<br
/> Bugün yirmi üç Nisan,<br
/> Hep neşeyle doluyor insan.</p><p>&nbsp;</p><p>Kaynak: ataturkdevrimleri.com</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/23-nisan-sarki-sozleri-23-nisan-sarkilari.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>0</slash:comments> </item> <item><title>Araştırmacı Prof. Ilknur Güntürkün Kalıpcı içimizden biri Ataturk</title><link>http://www.ataturkum.info/arastirmaci-prof-ilknur-gunturkun-kalipci-icimizden-biri-ataturk.html</link> <comments>http://www.ataturkum.info/arastirmaci-prof-ilknur-gunturkun-kalipci-icimizden-biri-ataturk.html#comments</comments> <pubDate>Mon, 16 Apr 2012 22:18:24 +0000</pubDate> <dc:creator>admin</dc:creator> <category><![CDATA[Atatürk Videoları]]></category> <category><![CDATA[araştırma]]></category> <category><![CDATA[atatürk]]></category> <category><![CDATA[atatürk arşivi]]></category> <category><![CDATA[atatürk kimdir]]></category> <category><![CDATA[mustafa kemal]]></category> <category><![CDATA[prf ilknur]]></category><guid
isPermaLink="false">http://www.ataturkum.info/?p=2113</guid> <description><![CDATA[Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü anlamak kadar anlatmak ta çok önemlidir. Türkiye&#8217;de birçok insan Atatürk&#8217;ü çok sevdiğini söyler fakat onun yaşamıyla,fikir ve devrimleriyle ilgili bilgiye sahip değildir.  Atatürk&#8217;ü çok okumalıyız. Atatürk ilkeleri ve devrimlerini o dönemdeki uygulanış biçimiyle karşılaşılan zorluklarla beraber öğrenmeliyiz. [&#8230;]]]></description> <content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ü anlamak kadar anlatmak ta çok önemlidir. Türkiye&#8217;de birçok insan Atatürk&#8217;ü çok sevdiğini söyler fakat onun yaşamıyla,fikir ve devrimleriyle ilgili bilgiye sahip değildir.  Atatürk&#8217;ü çok okumalıyız. Atatürk ilkeleri ve devrimlerini o dönemdeki uygulanış biçimiyle karşılaşılan zorluklarla beraber öğrenmeliyiz.</p><p>Atatürk&#8217;e ve kurduğu Cumhuriyete  kuru kuru sevmekle hizmet edemeyiz. O dönemler artık geride kaldı. Artık Atatürk&#8217;ü halkımıza anlatmak ve öğretmek zorundayız. Bu görevi devletten beklemek saflık olur. 1938&#8242;ten bu yana bu görev yapılmıyor çünkü.</p><p>&nbsp;</p><p><a
href="http://www.ataturkum.info/arastirmaci-prof-ilknur-gunturkun-kalipci-icimizden-biri-ataturk.html"><em>Click here to view the embedded video.</em></a></p><p>&nbsp;</p> ]]></content:encoded> <wfw:commentRss>http://www.ataturkum.info/arastirmaci-prof-ilknur-gunturkun-kalipci-icimizden-biri-ataturk.html/feed</wfw:commentRss> <slash:comments>6</slash:comments> </item> </channel> </rss>
<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Minified using disk: basic
Page Caching using disk: enhanced
Database Caching using disk: basic
Object Caching 768/870 objects using disk: basic

Served from: www.ataturkum.info @ 2012-05-04 21:28:59 -->
