Friday, Feb. 16, 2018

DERSİM NEDEN BU KADAR ÖNE ÇIKARILDI?

Written By:

|

09 Aralık 2011

|

Posted In:

DERSİM NEDEN BU KADAR ÖNE ÇIKARILDI?

Önce PKK militanları tarafından yavaş sesle başlatıldı, sonra başta Başbakan olmak üzere, yandaş basın-yayın organlarının tekellerine aldığı Dersim iddiaları gittikçe büyütüldü ve günümüzde allanıp pullanıp Kürt ırkına mensup yurttaşlarımıza haksız yere uygulanmış bir soykırım olarak Türk Ulusunu karalama kampanyasınadönüştü. Tabii ki bu dönüşüm olayında her kesimin kendi çıkarları istikametinde bazı beklentileri olmalıydı ve o beklentiler gerçekleşmeliydi ve öyle oldu, yani beklentiler belirli bir süre için gerçekleşti.

Mesela PKK sempatizanları Avrupa ülkeleri ve dış dünyanın sempatisini kazanabilmek için tıpkı Ermeni Soykırım iddialarında olduğu gibi gözle görülür ve elle tutulur bir belgeye, toplumsal olarak Türk Hükümeti ve tabii Türk Halkı tarafından yapılan kötülükleri öne çıkaracak acı bir hikâyeye ihtiyaçları vardı. 1000 yıllık bir kardeşlik dönemi içinde bula bula Dersim olayını buldular. Onların bu kadar uzun dönem içinde en kötü günler olarak Dersim olaylarını göstermeleri aslında içinde yaşadıkları toplumun kendilerine ne kadar fazla kucak açtıklarının da bir göstergesidir. Demek ki; günümüzde ayrılıkçı güçler tarafından koz olarak kullanılmak istenen Türk- Kürt düşmanlığı bu 1000 yıllık beraberlikte 999 yıl iyi gitmiş ama 1937-38 yılı içinde Anadolu’nun bir şehrinde, Dersim‘de Türkler zalimane davranışlara girmiştir. Resmi tarihin yazdığı gibi 100’lerle ifade edilen değil ama söylentilere göre yüzbinlerce insan asılmış, kesilmiş, sürülmüş, gadre uğratılmıştır.

Neo Liberaller olarak adlandırdığımız çağdaş demokrasiyi yakalama ideali ile yola çıkan ve günümüzde bütün güçleri ile iktidarı destekleyen ve AB taleplerine uymayı tartışmasız kabul eden grup hem ilerici görüşlerini sergilemek, hem AB’nin bireysel hak ve hukuk kavramlarına uyulduğunu göstermek, iktidarı desteklerken aynı zamanda PKK’yı ve ayrılıkçı güçleri küstürmemek , daha da derin bir açıdan geçmiş dönemleri kötüleyerek değişiklik isteklerinde ne kadar haklı olduklarını göstermek amacıyla konuya balıklama daldılar.

Bu olayda en şaşırtıcı olan başta devlet ve Hükümet Başkanları olmak üzere bütün resmi kurumların Dersim olayına Kürt ayrımcılara destek verecek şekilde katılmalarıdır. Başbakan ve AKP’nin böyle bir strateji uygulamaları yıllardır gizli gizli tartışılan kendi örgütsel planlarının bir bölümüdür. Burada dikkat edilmesi gereken araç ve amaç ilişkisidir. Tıpkı Bülent Arınç’ın arabasının arkasında gördüğü askeri aşçı arabasını görüp suikast yapılacağı iddiasını ortaya atması ama bu bahaneye dayanarak Genelkurmay’ın gizli belgeler arşivine girilmesi ve bazı üst rütbeli komutanları tutuklatmak için bir bahane yaratılması gibi. Biraz dikkat edilirse Dersim‘den sonra sanki işaret verilmiş gibi mevcut basın-yayın organlarının adeta % 90’ını şu veya bu şekilde ele geçirilmesiyle oluşturulmuş yandaş medya Cumhuriyetimizin ilk yıllarındaki bir başka olaya İstiklal Mahkemeleri olayına atladıkları görülecektir.

İstiklal Mahkemeleri olayı ile özellikle dinci organlar tarafından gerçeklerin söylenip söylenilmediğine önem verilmeden, Milli Mücadele döneminde ihanetleri belgelenmiş ve Cumhuriyet dönemine karşı hareketler başlatmak isteyen ve bu nedenle idam edilen Din adamlarını aklama gayretlerinin başlangıcı kabul edilmelidir. İskilipli Mehmet Hocayı başka din adamlarının aklanması ile birlikte sıra ile Milli Mücadele döneminin en hain isimlerinden Halife Sultan Vahdettin, Şeyhül İslam, Anzavur. Çerkez Ethem, Topal Osman ve şu anda torunları TBMM çevresinden eksilmeyen Şeyh Sait, Ziya Hurşit, Derviş Mehmet gibi isimlere gelecektir. Sakın nasıl olur demeyin, kendi Din adamlarının gösterdiği bütün dirence rağmen bu ülkede Yüz yılların Monarşik düzenini yıkıp Cumhuriyeti ve Demokrasiyi çok büyük fedakârlıklarla getirmiş en önemli kurum olan Türk Ordusunu, ne olduğu hala anlaşılmamış hukuk oyunlarıyla vatan hainleri olarak göstermeyi başaran bir iktidarın yapamayacağı yoktur.

Dikkat edilirse artık açık açık Tarihle oynamaya başladılar. Özellikle aydın kesimin ilgisini çeken NTV’nin yayınlarına dikkat edin. Muhafazakâr kesimin Laik kesim içine uzanmış isimlerinden Taha Akyol’un Cumhuriyet tarihi ile ilgili televizyon sohbetleri ve köşe yazıları öne çıkmaya başladı. Nedense Milliyet gazetesinin sahip değiştirmesiyle birlikte bu kişinin yıldızı da parladı. Milliyet fethedildikten sonra basında fethi gereken Laik kesimin en önemli gazetelerinden biri olan Hürriyetin fethi için adımlar başlatıldı ve Taha Akyol Hürriyete transfer oldu. Şimdi Atatürk ve İnönü Dönemlerini çaktırmadan yeren ve temelde İktidarın görüşünü benimseten yazılar birbirini izliyor, izleyecektir.

Yıllar önce bir TV yayını sırasında Radikal Dinci yazarlardan Abdurrahman Dilipak İstiklal Mahkemeleri tarafından yüzbinlerce masum insanın idam veya mahkûm edildiğini söylediği zaman yanındaki konuşmacılardan biri olan Prof. Dr. Ergun Aybars: Bu rakamı nasıl çıkardınız diye sorunca “ Öyle söylüyorlar” dedi. “Kimler? ”diye sorulunca da “Büyüklerim, çevremdekiler, herkes” cevabını verdi. Bunun üzerine Ergun Hoca “Siz bu konuda devlet arşivlerine girip inceleme yaptınız mı?” diye sorunca “tabii ki hayır” cevabını aldı. “Ben girdim” dedi Aybars ve abartılı rakamlara rağmen İstiklal Mahkemelerinin faaliyette bulundukları süre içinde insanları yok etmek için değil, bir ordu kurma mecburiyeti nedeniyle yüzbinleri aşan asker kaçaklarını önlemek ve daha sonra Cumhuriyet ve İnkılapların korunması için kurulduğunu söyledi. Konuşmasının devamında idam edilenlerin çoğunun katil ve cephedeki asker ailelerine tecavüz suçu işleyenler olduğunu ve rakamın 1000 civarında olduğunu söyledi.

Geçenlerde Başbakan Erdoğan’ın Cumhuriyetin ilk yıllarını yermek isterken yapılan kötülüklerden bahsetme arzusu duyduğu ve tıpkı Dilipak gibi iddiaları büyüklerinden çevresinden duyduğunu söylediği her halde hatırlardadır. Bu bir tesadüf müdür? Bize göre hayır. İzmir İlahiyat Fakültesinde Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersi verdiğim yıllarda dikkatimi çeken en önemli konulardan biri şu olmuştu. Yüksek İlahiyat eğitimi görmek için bu seviyeye gelmiş çocuklar sanki Milli Mücadele dönemi ve Cumhuriyetin ilk yılları hakkında olumlu hiçbir bilgiye sahip değil gibiydiler. Sanki Üniversiteye gelinceye kadar onları yetiştiren öğretmenler, büyükler onlara bu konuda hiçbir bilgi vermemiş gibiydiler. Özellikle Atatürk ve çevresinin yaptığı her şeye olumsuz bakma eğilimindeydiler. Anlattıklarım hafif bir tebessümle, “Sen konuş konuş biz gerçekleri biliyoruz.” Der gibi, nezaketen dinleniyor ancak inanmakta zorluk çekiyorlardı. Bunu anlayınca çocuklarımıza karşı daha sabırlı, daha anlayışlı davranmam gerektiğini kabul ettim. Öğrenciler ancak Sakarya Savaşını işlediğimiz dönemden sonra İnkılap Tarihine ve Atatürk’e daha sıcak yaklaşmaya başlıyorlardı. Yine de o güne kadar aldıkları eğitim ve dinsel kaynaklı yönlendirmeler nedeniyle bir Atatürk, bir Ulus ve Cumhuriyet Dönemine sempati duymayı başaramıyorlardı.

Bu insanlar bu gün Ülkenin mukadderatına hâkim durumdalar. Yasama, Yürütme ve Yargı dâhil Ulusal Egemenliğin bütün güçlerine hâkimler ve üzerinde durduğumuz bu Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı büyük hatalar, büyük yanlışlıklar yapmalarına neden oluyor. Araştırma ve inceleme yapma gereği duymadan kendilerinin haklı olduğundan o kadar eminler ki bunun için tarihi bile değiştirmekte beis görmüyorlar. Cehalet sonucu inkâr ve iftiralar o boyutta oluyor ki insan acaba şakamı yapıyorlar diye şüpheye kapılıyor.

Mesela TBMM’de AKP milletvekillerinden birinin Meclis kürsüsünden açıkça Türk- Yunan savaşı olmadığını ima eden konuşması ve muhalefet milletvekilleri ile tartışmaya girmesi bunun en canlı örneklerinden biri. AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener Muhalefet Milletvekillerinden Prof. Dr. Ümit Özdağ ile yaptığı bir tartışma sırasında İttihat Terakki, İnönü ve Çeteleri itham eden sözlerden sonra söylediği şu sözlerle büyük bir şaşkınlık yaratmıştır:

“Şimdi bu süreçle ilgili başka şeyler de var. Belki bunlar tartışılacak ama mesela Yunan tarihinde bir Ege Savaşı yok. Bunu biliyor musunuz? Yunan tarihinde Ege’de Türklerle bir savaş yok. Bizim tarihimizin en önemli savaşlarından biri Yunanlılara karşı verilmiş olan savaştır.” Bu konu ile ilgili yakın bir öğretim üyesi arkadaşımın sözlerini hatırladım. Arkadaşım Şahap Osman Arasın sözleri şöyleydi:

“ Bu olay bana, 8 yıl önce karşılaştığım, benzeri bir durumu anımsattı. İzmir’in en kıdemli Üniversitesinde ATATÜRK İlkeleri ve İnkılap Tarihi Dersinde, bir öğrenci; “Hocam! Sakarya Savaşı, Dumlupınar Savaşı olmamış diyorlar. Bu konuda ne dersiniz?” diye sormuştu. Ben de; “Sen ki, Fen Fakültesine girmeyi hak etmiş, başarılı bir öğrencisin. Şimdi gelmiş, bunu bana mı soruyorsun?” “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği Türk Gençliği olarak, hemen orada, bu saçmalığı söyleyenlere gerekli yanıtı niye vermedin?” diye, kendisine çıkışmıştım. “

Cehalete dayanan yalanlar ve düzenler eğer TBMM Kürsüsüne kadar ulaşabilmişse, o ülkenin nasıl yönetildiğini ve o ulusun geleceğinin nasıl olacağını tahmin etmek hiç de zor olmayacaktır. Ama böyle vekillere sahip olmak cehalet ve bilgisizliğe prim vermek anlamına gelir ki o da ulusa ilerideki yıllarda mutlaka çok şey kaybettirecektir.

Dr. M. Galip Baysan
İLK KURŞUN

 

kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/89324

Share This Article

Related News

Mustafa Kemal Atatürk’ün Nüfusa Kayıtlı Olduğu Şehir Neresidir?
Pakistan’lı Din Alimi Muhammed İkbal’in Atatürk Sevgisi
Atatürk Amerika’daki Bir Üniversitede Ders Oldu

About Author

admin

Mustafa Kemal Atatürk'e gönülden ve akıldan bağlı bir grup genciz. Amaçlarımız arasında yüce Atatürk'ün gerçek varlığının ortaya çıkması ve Atatürk'ün Türk Milleti tarafından daha iyi tanınmasını sağlamaktır. Yolumuz Kemal Atatürk'ün yolu,ışığımız rehberimiz varlık sebebimiz O'dur.

Leave A Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir